786

This slideshow requires JavaScript.

Şehirde, Mae Sot’ta Kaan’ın bize gösterdiği bir çorbacı bizim favori kahvaltımız oluyor. Bu bölgeye özgü olan bu çorba tavuklu veya yuurtalı servis ediliyor. Çorbanın noddleları yumurtalı olduklarından sarı renkliler ve bir spagetti kadar kalınlar. Çorbanın asıl lezzeti ise suyundan geliyor. Çorbanın suyu et suyu ve hindistan cevizi sütü ile hazırlanan özel bir karışım. Bizim bu lokanta burada yaşayan müslüman ailelerden birisine ait. Ailenin reisi olan bey aslında eski bir Thai Boksörüymüş. Şimdi emekli olan bu boksorle lokantada karılaşıyor ve onu lokantanın önündei hemen girişte duran dondurma dolabındaki bütün dondurmaları teter teter açıp içlerine bakarken yakalıyoruz. Kaan boş ver o buranın sahibi desede, bu emekli boksörün çocuklarda görülecek bir merakla bütün dondurmaları açıp bakmasını izliyoruz.

Burada bulunan lokantaların bazılarında, bizim oturduğumuz lokantada olduğu gibi 786 rakamı yazıyor. Bu rakam aynı zamanda bakkallarda satılan ufak atıştırmalık ürünlerin bazılarının üzerinde de var. Bu bizim ülker, eti gibi bir marka olmuş durumda. Bu rakam burada yaşayan mülümanlar tarafından kullanılan bir rakam. Burada müslümanların yedikleri helal yemek dedikleri ürünler için kullanılan gizli bir şifre. Kökeni ise çok eskilere dayanıyormuş. Thai müslümanların bu kadar kullanmalarının nedeni ise inanışlarına göre bu sayının kuranda şanslı rakamlar sayılması ve billahirrahminirahimin behcet hesabına göre toplamının sonucu olması elde edilebilir olmasıymış. İslam dünyası bu durum karşısında ikiy bölünmüş ve bir kısmı böyle kutsal bir kelimenin toplanmasının bile günah olduğunu düşünselerde bu sayı inananlarn büyük bir kısmının günlünde yer almış. Asıl kökeninin ise islam dini değil hinduizm olduğu düşünülüyor. Tabi bu tarihçilerin yaptığı bir saptama. Konu inanç olunca köken olarak istediğine inanabilir insan. Burada önemli olan kendilerini iyi hissetmeleridir. Bu yüzden de bu sayı burada müslüman beslenmesinin sembolu haline gelmiştir. Türkiyede bu sayı henüz çok popüler değil. Fakat fastfood kültürümüzden biraz uzaklaşıp, hızla özümüze döndüğümüz şu günlerde bu rakamı beslenmek için kullandığımız ürünlerin çoğunda görmeye başlayacağız belkide.

Ebcet hesabı denilen sistem ise 786 sayısından daha enteresan bir sistemdir. Arapların yaratıcı oldukları dönemlerde hem günlük hayatta, hemv ticarette hemde bilim ve sanatta kullandıkları bu hesap sistemi zaman zaman bir şefreye dönüşmüş ve sadece hesaplamasını bilenler tarafından anlaşılacak bir dil haline gelmiştir. Arapların matematikte ileri olduğu dönemlere ait olan bu hesapların kökeni ile ilgili bazı teorilerde vardır. Bazı araştırmacılar bu hesap sisteminin araplardan öncesine ait olduğunu ve araplara miras kaldığını savunmaktadır. Fakat aynı dönem arapları avrupaya ve bütün dünyaya şimdi kullandığımız onluk sayı sistemininde tanıtmışlardır. Belkide bu yüzden Taylandda bizim ve dünyanın bir çoğunun kullandığımı rakamlar ile yani “1,2,3,4,….” şeklinde rakamlardan oluşarak bir sayı yazılacaksa Thai Halkı ona Arabik harfler demişlerdir. Bu anlattıklarım buradaki müslüman-arap etkilerinden bir kaçıdır.

Mae Sot, pazar yeri ve ülkenin en dar sokağı.

This slideshow requires JavaScript.

Geert’ın maili, devam eden aksilikler

Geert’tan gelen maili okuma şansımız oldu sonunda. Bugün Chiang Mai’deyiz. Mail bizden ayrıldığı günden bir iki gün sonra atıldığına göre Geert’in mailini 2haftaya yakın bir züre okuyamamışız.

Mailde anlattığına göre bizden sonra da aksilikler peşini bırakmamış ve daha ilk gün 3 tane jant teli kopmuş. Yeni bir bisiklet aldıysanız bu türden bir aksiliğin başınıza gelme olasılığı çok düşüktür. Geert ilk bisikletinin başına gelenleri biliyorsunuz. Bangkok yakınlarında kadrosu kırılmıştı. Bu aksilikten sonra geert yeni bir bisilet almış ve trenle Nong Khai, yani bizimle ilk tanıştığı yere gelmişti. Bizim aramıza katıldıktan sonra da sadece 1 hafta kadar bisikletini kullanmış ve jant telleri buna bile dayanamamıştı.

Geert’ın çok fazla eşyası olduğunu ve kendisinin biraz ağır olduğunu düşünmek mümkündür. Fakat ne kadar olursa olsun, Geert sanırım 80-90kg arasındadır, eşyalarıda bisikleti ile beraber 30kg’dan daha fazla gelmez. Bu durumda da en kötü ihtimalle 120kg herşey dahil bir ağırlık ile düz, asfalt yolda seyahat etmek bisilet için çok fazla bir zorlama oluşturmaz. Geert’in başına gelen bir şanssızlıktı.

Fakat bir diğer yandan da arkadaşımızın şansılı olduğu bir nokta var. Çünkü Geert’ın asıl amacı Laos’a geçmekti. Eğer böyle bir talihsizlik, yani aynı günde 3 jant telinin kopması, Laos’ta başına gelseydi, jant tellerini değiştirmek için bütün Laos’u baştan başa geçmesi gerekecekti. Çünkü benim bildiğim sadece iki şehirde yeni jant teli bulma şansı olacaktır. Benimde yıllar önce jant telim, aynı Laos gibi bela bir ülke olan Kamboçya’da kopmuştu fakat şans eseri bu olay olduğunda ben başkentteydim ve hemen otelimin arka sokağında bir bisikletçide 5dk içerisinde yeni jant telini takmıştım. Bazen bisikletçiler benim gibi şansılı olabiliyor ve size en çok zorluk çıkarabilecek ülkelerde bile işinizi çok kısa sürede halledebiliyorsunuz.

Geert’ta bu konuda bence şanslıyıdı. Çünkü jant tellerini hemen değiştiremesede bir tapınakta durmuş ve budistlerden yardım almıştır. Budistler kendisine yemek vermişler, ayakkabısını onarmışlar (Geert’ın kullandığı şu yeni spd ayakkabılarınında başına gelmeyen kalmadı, fakat bisikletinin başına gelenler beni daha çok ilgilendiriyor) ve onun için bir araç ayarlayıp bisikletini tamir edebileceği en yakında ki kente yolcu etmişlerdi. Bu artık tüm umutların tükendiğini hissettiğiniz, pes etmek üzere olduğunuz bir anda gelen bir yardımdı. Bu tür bir yardım sayesinde, Geert hiç bir şey yapmak istemese de, tamamen tükenmiş olsada, etrafında ona yardım etmek isteyen insanların varlığını bilmek, o insanların sorunları çözüşünü izlemek ve kendini o insanlara bırakmak, sanki bir nehirde sırt üstü uzatnıp suyun akışına kendini bırakmak gibi, rahatlatmış ve tekrar mücadele etmek için gereken gücü bulmuştur. Tüm bunlar yaşandıktan sonra Geert’ın bize yollamış olduğu mail bu yüzden de yeni kararlar ve yeni planlarla doluydu.

Ne kadar zor olsa da Geert gibi plan yapamayı seven, planlarına sadık kalan bir bisiletçi bile bunca aksilikten sonra değişmeyi başardı. Geert bundan sonrası için daha esnek daha serbet hareket edecektir ve Laos’tan, harikalar diyarından, hep bir yerlere geç kalan ve elinde saati ile oradan oraya koşturan tavşan gibi değil, anı yaşamasını bilen ve tadını çıkaran birisi gibi geçecektir.

Laos’ta bir yerlerde bisikletine binen arkadaşımızın başına bundan sonra başka bir aksilik gelmez umarım ve turuna ve planlarına kadldığı yerden devam eder.

Phitsanulok – Chiang Mai Bazı Fotoğraflar

This slideshow requires JavaScript.

Sahife

Bisikletle asyada turlarken dünyanın çeşitli yerlerinden insanlarla tanışıyorsunuz. Bu insanların her birisinin anlatacak hikayeleri oluyor. Akşam bir yerlerde iki bira içip laflarken yeni tanıştığınız birisi size unutmak istemeyeceğiniz bir hikayesini anlatabilir. Böyle durumlarda dinlemesini bilen kişi çok eğlenceli anılar ile seyahatinden dönebilir. Tabi yapılacak en önemli şey böyle anıları unutmamak ve bunun için yazmak olmalı.

Kamboçyada Thai vizesini almak için 1 hafta beklememiz gerekmişti. Bizde güzel bir Gh bulup yerleştikten sonra, Elif’inde benim de daha önce kalmış olduğumuz bir başka Gh’nin terasında ki barına gitmeye başladık. Burada yeni insanlar ile tanışmak, oturup bir şeyler içmek ve eğlenceli vakit geçirmek çok kolaydı.

Bu şekilde geçen bir hafta içerisinde onlarca yeni insan ile tanıştık durduk. Bunların bazıları bizim gibi 1 hafta Kamboçyada beklemek zorunda olan kişilerdi, bazılarıda son gününü geçiren, bir daha görmeyeceğimiz insanlardı. Bunlardan birisini kalabalık sayılacak bir masada tanımıştım. Sadece bir gün görüşebildiğimiz bu arkadaşın sigara kağıtları ile ilgili bir takıntısı vardı. Masada kim sigara sarsa hemen kağıdını alıp inceliyor, ben ona garip gözlerle bakarken beni yakalayınca da bana “bu benim mesleğim” diyordu. Sonradan anlattığına göre mesleği gerektende sigara kağıtları ile alakalıymış. Şimdi neresi olduğunu hatırlayamadığım ülkesinde çok eski belkide 100 yıllık bir sigara kağıdı fabrikasında çalışıyormuş. Son zamanlarda sigara kağıdının yanında başka özel kağıtlarda üretmeye başlamışlar. Bunun ne olduğunu sorunca bazı özel kitapların sayfalarında kullanılan kağıtları ürettiklerini söyledi.

Arkadaşımız mesleği ile fazlasıyla gurur duyan birisiydi. Bir kaç defa dünyada ki ilk kağıt fabrikalarında birisi olduğunu söyledi durdu. Buna rağmen sigara içmeyen fakat içilen her sigaranın kendi fabrikasından çıkıp çıkmadığını merak eden arkadaşımızın anlattığı şu özel kağıdın deli gibi merak etmeye başlamıştım. Sonunda olayı biraz daha deştim. Hangi özel kitaplarda kullanılan kağıttı bu acaba. Örnek olarak Kuran’ı verdi. Mesela Kuran, İncil gibi kitapların sayfalarında kullanılan kağıtlar, sigara kağıdı gibi çok ince ve çok sağlam kağıtlarmış. Bu kadar ince olmasına rağmen mürekkebi tutması ve sayfaların çift taraflı kullanılabilmesi için çok özel fabrikalarda yapılması gerekirmiş. Bu yüzden sigara kağıdı üreten bu fabrika son zamanlarda bazı özel kitapların sayfalarınıda üretmeye başlamış. Peki ne dersiniz? bu kitapların sayfalarını sigara sararken de kullanabilir mi? Soruyorum. Tabi ki kullanamayacağımı çünkü bu kağıtların farklı işlemlerden geçtiğini ve üzerlerinde mürekkep olduğunu söylüyor. Fakat sohbetimizin sonunda eğer mecbur kalırsak başka kağıtlar kullanmak yerine yerine bu kutsal kitaplardan bir sayfa kullanarak bir şeyler sarmanın daha doğru olacağını söylüyor. Nedense gözümün önüne kutsal kitapların birisinden bir sayfa koparıp, esrar saran, çeviren bir grup geliyor. Meraklısı deneyebilir belki.

Bu arkadaşın ne adı aklımda kalmış ne yaşadığı yer. Ama parmakları arasında bir sigara kağıdı tutarak anlattığı bu hikaye bana oldukça ironik gelmiştir: Üzerinde yazanlarla toplumları uyuşturan, arasına sarılanla beyinleri uyuşturan, aynı 100 yıllık fabrikadan çıkan bir kağıdın hikayesini işte bu şekilde öğrenmiş oldum.

1 Mayıs

Burada tanıştığımız Avusturalyalı bir emekli öğretmen ile kısa ama ufak bir sohbetimiz oldu. Bize Avusturalya’da ki yaşam koşullarından bahsetti biraz. Kimin ne kadar kazandığından.

En çok para kazanan mesleklerden birisine örnek olarak ülkenin iç kısımların ki maden işçilerini verdi. Haftada 7 bin Avusturalya doları kazanıyorlarmış. Çünkü yaptıkları iş, kimsenin yapmak istemeyeceği kadar zormuş, onlar şehirlerden uzakta, ailelerinden, çocuklarında uzakta yaşıyorlarmış. İşin tehlikesinden bahsetmeyi ise unutuyor. Ama sanırım bu unutkanlığı sebebi, artık bu mesleğin Avusturalya’da çok da tehlikeli olmaması, önlemlerin alınması olsa gerek. Bizdeki kazaları, ölen işçileri düşünüyorum ve ellerine ne geçtiğini.

Bizde ki koşullarda çalışan işçilerimiz bu işleri sevdikleri için, yapmak istedikleri için yapmıyorlar. Bu işlerde çalışmaya zorlandıkları, mecbur bırakıldıkları için çalışıyorlar..

Umarım bir şeyler değişecektir.

Mutlu Bir Mayıs’lar…

Arkadaşlarımız

Bazıları bizim gibi tur yapan bisikletçiler, bazıları yerli halk. Hepsi ile fotoğrafımız olmasa da güzel vakit geçirdiğimiz kişileri burada paylaşmak istedim.

This slideshow requires JavaScript.

Nerelerde kaldık

This slideshow requires JavaScript.

Konaklama yerlerimiz ilk başlarda oteller olsada son zamanlarda daha çok kamp kurmayı terçih ettik. Son Tayland günlerimizde 2 haftada sadece 2 gün otelde kaldık. Geri kalanı hep kamptı. Peki en güzel kamp yeri sıralaması yapmak gerekirse benim kişisel listem aşağıda.

1 Kaplıcalar,

Fotoğrafa bakınca ne kadar keyifli bir kamp alanı olacağını tahmin edebilirsiniz. Birde uzun süren bir bisiklet yolculuğunun ardında sıcak suda vücudunuzun iyice gevşediğini hayal edin, derin bir uyku için daha uygun bir yer bulamazsınız.

2. Tapınaklar.

Geleneksel Budist yaşantısına bir miktar dahil olmak isterseniz tapınaklar konaklamak için en uygun mekanlardan. Buradaki sakin yaşantının büyük bir kısmını gözlemleme şansına sahipsiniz. Fakat dine bir mekan olduğunu her zaman hatırlamak ve belli bir ölçüde saygılı olmak şart.

3 National Parklar

Milli parklarda gece boyunca güvenlik bulunur ve eğer bir ihtiyacınız varsa size herzaman yardımcı olurlar. Duş sıcak su ve yemek genellikle bulunur. Kuş sesleri ile uyanmak isteyenler için.

4 Polis karakolları

Sanırım daha güvenli bir yer olamaz, en azından Tayland’da. Burada polis karakolları her zaman geniş bir bahçeye sahiptir. Sadece sormanız yeterlidir. Eğer bahçeleri yoksa yada gece yağmurlu olacağını düşünüyorlarsa size kapalı bir yer ayarlarlar. Duş ve sıcak su mutlaka vardır. Buraya gelirseniz polis karakollarında kamp yapmanızı tavsiye ederim. Tabi bunun sadece Tayland’da güvenli olacağının altını çizelim.

Geleneksel Kıyafetler

Gallery

This gallery contains 17 photos.

Burada turumuz esnasında görmüş olduğumuz geleneksek kıyafetleri sizlerle paylaşmak isterim. Bazı kıyafetler evlilik, bayram gibi özel günlerde kullanılmaktadır. Fakat yöresel yaşantının devam ettiği ufak köylerde halk yöresel kıyafetleri kullanmaya devam etmektedir. İyi seyirler.

Ranong, ufak bir ara.

Tayland Ranong dan selamlar tekrar. (Cyclingtr.com için yazılmış bir metindir. Aynısını eklemekte bir sakınca görmedim. Umarım keyif alırsınız.)

Uzun ve yorucu bir aradan sonra Ranon da bir gün ara vererek kendimizi ödüllendirdik. Burası çok keyifli bir yer degil. Fakat 3 gündür aralıksız yağan yağmurda daha fazla devam etmek istemediğimiz için kalmaya karar verdik. Bu kent burada uzun süre kalmak isteyen yabancıların vize uzakmak için Burmaya günübirlik geçiş yaptıkları bir kent. Bu yüzden de çok fazla sirkülasyon ve konaklama imkanı var fakat kent bu dönemde neredeyse bomboş.

Bugun boş vaktimizde elifle berabersıcak su kaynagına gittik. Baba-Ana ve Çocuk havuz diye adlandırılan 3 tane havuzu var. Sadece çocuk havuz ayaklarınızı sokabileceginiz kadar sıcak, diğer ana havuza sadece topugunuzu 1-2 sn deydirebilirsiniz. Baba havuz için de söyle bir güzellik var. Gidip bir parça yeşil çay yapragını bisikletim suluguna doldurduktan sonra baba havuzdan çikan su ile kendime bir suluk cay demledim ve onu içerken cocuk havuzda ayaklarımı dinlendirdim. Sanırım yaptıgım bu normal demlenmiş çay baba havuzdan çıkan suyun sıcaklığı ile ilgili bir bilgi verecektir.

Buraya gelirken geçtigimiz koylerden bazılarında hiç turist yoktu. Sanırım elifle ortak zevkimiz az sayıda ziyaretcinin oldugu, bu daha az bozulmuş yerlerde konaklamak oldu. Nedense bu tür yerlerde insanların hayatına dair daha çok bilgi edinebiliyoruz. Elif içinde sanırım fotograf cekmek daha keyifli oluyor.

Cumphonda ilginç bir tesadüf bir kaç bisikletçi ile taniştik. İlk bisiketçi yolda ortlieb cantamla yürürken beni gordu ve arkamdan yetişip kendini tanitti. Daha sonra oteline gidip eşi ile teniştik ve malezya ile ilgili yararlı bazı bilgiler ve bir kaç tane verdiler. Sanırım ileride çok fazla işime yarayacak. deger 4 bisikletçi ile falang bar denilen cumphonun en populer bar-gusethousesinde taniştik. Onlarla aksam kısa bir sohbetin ardından sabah akhvaltısında tekrar buluştuk. Yarım saat bir sohbet süresinden sonra biz ve onlar farklı yollardan malezyaya dogru yola cıktık. Umarim onları yolu da bizimki kadar yagmurlu geçmemiştir.

Bu tur benim ikinci turum oldugundan kendimi daha rahat hissediyorum. Bu denegim anlaminda bir rahatlama degil. Nedense bu turda yanıma aldıgım esyalar, bisikletimin hafifligi, günlük yaptıgım mesafe benim için ikinci planda olan şeyler. Birinci planda olanlar ise daha iyi vakit geçirmek, yol üzerinde ilginç yerlerde biraz oyalanmak ve daha güzel bir arşiv oluşturmak. Bu yüzden de yanimda bulunan onca eşya -3 tane kalın sayılacak kitap bile var yanimda- beni cok fazla düşündürmüyor.

Bu turda tek sıkıntımız az önce katdığı yereden yağmaya başlayan yağmur. Kritik bir sürede turu çok da sıkıcı hale getirmeden Malezya ya ulaşmamız gerekiyor. Bunun için bir kaç seçeneğimiz var, bunlardan en çok uygulamak istediğimiz bisiklet ile malezyaya ulaşmak. Diğer seçeneklerden birisi de yolun bir kısmını tren yada otobusle geçmek. Fakat tayland öyle farklı bir coğrafya ki burada hangi yolun güzel oldugunu nerede ne sürprizlerle karşılaşacağınızı kesinlikle tahmin edemiyorsunuz. Bu yüzden de tren penceresinden dışarıyı seyrederken -buradan bisikletle geçmek lazımdı, ne yaptım ben- şeklinde bir pişmanlık duymak istemiyorum.

Malezya insanının biraz daha kaba olduğu soyleniyor. ne derece doğru bilmiyorum fakat malezya benim için gizemini koruyan bir yer ve 2 hafta daha gizemli bir yer olmaya devam edecek.

Hepinize güzel dilekleriniz için teşekkür ederim. Umarım bir aksilik olmadan Turumuza devam eder ve sizlerle paylaşabilirim.

sevgiler.

evrim.