Sahife

Bisikletle asyada turlarken dünyanın çeşitli yerlerinden insanlarla tanışıyorsunuz. Bu insanların her birisinin anlatacak hikayeleri oluyor. Akşam bir yerlerde iki bira içip laflarken yeni tanıştığınız birisi size unutmak istemeyeceğiniz bir hikayesini anlatabilir. Böyle durumlarda dinlemesini bilen kişi çok eğlenceli anılar ile seyahatinden dönebilir. Tabi yapılacak en önemli şey böyle anıları unutmamak ve bunun için yazmak olmalı.

Kamboçyada Thai vizesini almak için 1 hafta beklememiz gerekmişti. Bizde güzel bir Gh bulup yerleştikten sonra, Elif’inde benim de daha önce kalmış olduğumuz bir başka Gh’nin terasında ki barına gitmeye başladık. Burada yeni insanlar ile tanışmak, oturup bir şeyler içmek ve eğlenceli vakit geçirmek çok kolaydı.

Bu şekilde geçen bir hafta içerisinde onlarca yeni insan ile tanıştık durduk. Bunların bazıları bizim gibi 1 hafta Kamboçyada beklemek zorunda olan kişilerdi, bazılarıda son gününü geçiren, bir daha görmeyeceğimiz insanlardı. Bunlardan birisini kalabalık sayılacak bir masada tanımıştım. Sadece bir gün görüşebildiğimiz bu arkadaşın sigara kağıtları ile ilgili bir takıntısı vardı. Masada kim sigara sarsa hemen kağıdını alıp inceliyor, ben ona garip gözlerle bakarken beni yakalayınca da bana “bu benim mesleğim” diyordu. Sonradan anlattığına göre mesleği gerektende sigara kağıtları ile alakalıymış. Şimdi neresi olduğunu hatırlayamadığım ülkesinde çok eski belkide 100 yıllık bir sigara kağıdı fabrikasında çalışıyormuş. Son zamanlarda sigara kağıdının yanında başka özel kağıtlarda üretmeye başlamışlar. Bunun ne olduğunu sorunca bazı özel kitapların sayfalarında kullanılan kağıtları ürettiklerini söyledi.

Arkadaşımız mesleği ile fazlasıyla gurur duyan birisiydi. Bir kaç defa dünyada ki ilk kağıt fabrikalarında birisi olduğunu söyledi durdu. Buna rağmen sigara içmeyen fakat içilen her sigaranın kendi fabrikasından çıkıp çıkmadığını merak eden arkadaşımızın anlattığı şu özel kağıdın deli gibi merak etmeye başlamıştım. Sonunda olayı biraz daha deştim. Hangi özel kitaplarda kullanılan kağıttı bu acaba. Örnek olarak Kuran’ı verdi. Mesela Kuran, İncil gibi kitapların sayfalarında kullanılan kağıtlar, sigara kağıdı gibi çok ince ve çok sağlam kağıtlarmış. Bu kadar ince olmasına rağmen mürekkebi tutması ve sayfaların çift taraflı kullanılabilmesi için çok özel fabrikalarda yapılması gerekirmiş. Bu yüzden sigara kağıdı üreten bu fabrika son zamanlarda bazı özel kitapların sayfalarınıda üretmeye başlamış. Peki ne dersiniz? bu kitapların sayfalarını sigara sararken de kullanabilir mi? Soruyorum. Tabi ki kullanamayacağımı çünkü bu kağıtların farklı işlemlerden geçtiğini ve üzerlerinde mürekkep olduğunu söylüyor. Fakat sohbetimizin sonunda eğer mecbur kalırsak başka kağıtlar kullanmak yerine yerine bu kutsal kitaplardan bir sayfa kullanarak bir şeyler sarmanın daha doğru olacağını söylüyor. Nedense gözümün önüne kutsal kitapların birisinden bir sayfa koparıp, esrar saran, çeviren bir grup geliyor. Meraklısı deneyebilir belki.

Bu arkadaşın ne adı aklımda kalmış ne yaşadığı yer. Ama parmakları arasında bir sigara kağıdı tutarak anlattığı bu hikaye bana oldukça ironik gelmiştir: Üzerinde yazanlarla toplumları uyuşturan, arasına sarılanla beyinleri uyuşturan, aynı 100 yıllık fabrikadan çıkan bir kağıdın hikayesini işte bu şekilde öğrenmiş oldum.

Kamboçya

This slideshow requires JavaScript.

Kamboçya aynı Laos gibi yakın tarihinde savaşlara tanık olmuş bir ülke. Geçmişinde tarihin en büyük iç savalarından birisi yapılmış ve ülkede insan avı başlatılmış. Ölen insanlardan geri kalan üzüntü ve nefret hala bu ülkede insanların içinde. Bu yüzden de burada bisiklete binmek bana göre değil. İnsanlar yaşanan kirli tarihten, kirlenmiş geçmişlerinden dolayı inançlarını, ideallerini kaybetmişler gibi her türlü yalanı, dolandırıcılığı meşru saymışlar. Burada bir kaç, her nasılsa bozulmamış Kamboçyalı ile tanışmak mümkün, fakat o bir kaç insanın haricinde ülke sizi çileden çıkaracak kadar bozukmuştur. O bir kaç iyi insan ise, sizde Kamboçya ile ilgili bir kaç güzel olarak kalacak, ülkenin tarihinde o kanlı korku dolu geçmiş olmasaydı yaşayanların ne kadar düzgün insanlar olabileceklerini size hatırlatacaktır.

Daha sınırda Kamboçya bizi karşılamakta gecikmedi ve bozulmuş insanlardan oluşan, para peşinde koşan bir grup kamboçyalı avcıyı üzerimize saldı. Bunlar sınır kapısında bekleyen ve size zorla vize vermeye çalışan kamboçyalılardı. Daha önce tanıştığımız bisikletçilerden dolayı vizenin içeride alındığını ve dışarıda bize zorla vize satmaya çalışanlardan uzak durmamız gerektiğini biliyorduk. 5 usd fazla kazanmak için bizi yoldan çeviren zorla ofislerine sokmaya çalışan insanları atlatmak için ofislerine kadar gittik ve aniden geri dönüp bisiklet ile hızlanıp sınır kapısına geldik. Tayland’dan çıkmak kolay oldu. Ardınan kamboçya vizesini alacağımız ofise gittik ve 5dk da vizelerimizi aldık. Pasaportlarımızı bize getiren adam bizen 100 baht bahşiş istedi fakat oralı olmayınca kısa sürede 100baht paradan vazgeçti. Bu şekilde Kamboçya’ya girmiş olduk.

İlk iş olarak paramızın ufak bir kısmını USD olarak eğiştirdik. Burada Dolar her yerde geçerlidir. Hatta bankadan para çekmeniz gerekirse makinalardan paranızı Kamboçya parası olarak değil dolar olarak alırsınız. Biz sadece 50usd değiştirdik ve bu para ile Siem Riep’e kadar gitmeye ve orada bankadan para çekmeye karar verdik. Daha sonra Siem Riep’te tanıştığımız bir genç sınırda gerçektende çok düşük bir kur ile büyük miktarda para bozdurduğunu ve kazıklandığını ancak bir kaç gün sonra anladığını anlatınca sınırda fazla para bozdurmamak ile ne kadar isabetli karar verdiğimizi anladık.

Kamboçya’da Siem Riep’e ulaşmak için sadece iki gün bisiklete binmemiz gerekmesine rağmen yol o kadar sıkıcıydı ki bizim için bitmek bilmedi. Kamboçya’da daha önce bisiklet turu yaptığımda yollar çok tehlikeliydi. Kafanıza pet şişe atan insanlar, bozuk yollar sizi o kadar zor durumda bırakıyordu ki sıkılmaya vakit bulamıyordunuz. Ama şimdi önümüzde ki iki günlük yol düz ve genişti. Yol üzerinde gözlerinizi oyalayacak hiç bir şey yoktu. Bu yüzden de sadece konsantre olmak, ileriye bakmamak ve bisiklete binmek gerekiyordu. Bu tür yollarda ileriye baktığım zaman her şey duruyor, hiç bir şey değişmiyor gibi hissederdim, bu yüzden de hiç bitmeyecekmiş gibi gelirdi. Bu durağanlık insanın bütün enerjisini bitirirdi.

Burada yollarda traktör benzeri araçlar vardı. Onların arkasına gizlenip rüzgardan kendinizi koruyarap öndeki araç ile birlikte 30km ortalam hızla ilerlemeniz mümkündü. Burada ki yolun bir an önce bitmesini istiyor ve sınırı geçmeden önce sabah yaptığımız yüksek tempolu bisiklet kullanımından sonra bir an önce otelde olmak istiyorduk. Çok zaman geçmeden böyle bir araç bulup arkasına gizlendik. Bu sayede yolu kendimizi çok fazla yormadan bitirebildik. Fakat bu düz ve sıkıcı yolda ben bir anlık bir dalgınlık sonucu dengemi kaybedip bisikletten düştüm. Fakat nedense komik bir düşüş oldu ve önce iki elimi yere koydum ve yeni aldığım eldivenlerin yerde sürtünürken çıkardıkları sesi duydum ardından hemen ayağa kalktım. Önce bisiklete baktım, her yeri çantalarle kaplı olduğundan bisiklete bir zarar gelmesi imkansızdı ama çantalarda olacak ufak bir zarar benim çok canımı sıkabilirdi. Hiç bir şey olmamıştı. Bisiklet, çantalar, kameram herşey sapasağlamdı. Bende de bir çizik birle yoktu. Düz yollar daha tehlikesiz görünselerde daha kolay kaza yapılan yollardır. Bu tür yollar sizi hipnotize eder gibi yavaş yavaş uyutur, reflekslerinizi zayıflatır ve hata yapmaya iter. Bu tür yollarda eğer yorgunsanız, yorgunluğunuzu unutmak için devamlı çaba harcar, yola konsantre olmaya çalışırsınız ve en sonunda basit hatalar yapmaya başlarsınız, bazen sebepsiz yere yoldan çıkar bazende ayağa kalkarken bisikletin dengesini bozarsınız. Ben bu ufak kazada şanslıydım. Çünkü insanın bu en dalgın zamanında yapacağı ufak bir kaza ciddi sonuçlara sebep olabilirdi. Mesela ilk kazam gene bana ve bisikletime hiç bir şeyin olmadığı ama normalde bir insanın yapmayacağı türden bir kazaydı. O zaman Suriye’deydim. Geride bıraktığım deneyim dolu 12 binden fazla km ile artık kendimi iyi bir bisikletçi sayıyordum. Bu deneyimli bisikletçi hayalim bir anda yaptığım ufak bir kaza ile bir anda yerle bir oldu. Marmusa denilen manastıra, Şam dönüşü ikinci kez gidişimde yolu zaten biliyordum, bu yüzdende kaç saatte manastıra varacağımı merak ediyordum. Daha öncesinde aynı yolu ispanyol yol arkadaşım İgnasi ile birlikte aldığımızdan ve kendimizi yolun büyüsüne kaptımış olduğumuzdan, yol sanki bir dakika içinde bitivermiş gibi gelmişti. İşte km saatinde kaç km deyim, saat kaç gibi bilgilere odaklanmışken bir arabaya çarptım. Hızım 18km/h’di. Çarpmanın etkisi ile Km saatim havalanıp uçtu ve Km saatimi havada yakaladım ve yerde yuvarlanırken bile elimden bırakmadım. Çarptığım arabada kimse yoktu. Araba park etmiş bir arabaydı. Tüm hata bendeydi. Duran bir aracı bisiklet üzerinde ufak bir alet ile oynamaya kendimi kaptırdığımdan fark etmemiş, fren sıkacak vakti bile bulamadan çarpmıştım. Yapılan basit kazalara bir örnek işte. Bu tür kazaları önlemek diğerlerini önlemekten daha zordur.

Bazi bisikletçiler çok daha dikkatlidirler ve bazıları ise serüvendir. Fakat bu kaza yapmayacakları anlamına gelmez ve bence bu durum deneyimle alakalı değil, kişilikle alakalıdır. Mesela Laos’ta ilk durumda tanıdığım bir bisikletçi vardı. 70 yaşlarında olsa gerek şimdi. Adam isminde Avusturalya’lı olan bu bisikletçi zamanında bir günde 450km mesafeyi yapmıştı. Fakat yokuş inişlerinde saatlerce sizi bekletmek gibi bir huyu vardı. Çıkışlarda ise benimkinin iki kat ağırlığında yükü olmasına rağmen onu yakalamam mükün olmuyordu. Bu bisikletçi bana göre durumunun farkında olan bir bisiletçiydi ve olaylara mantıklı yaklaşıyordu. Biraz annanem gibi düşünsede bence, Laos gibi bir yerde yokuş inişinde biraz adrenail için yapacağınız bir kaza saatte belli hızların üzerindeyse ya sizi öldürecek ya da yaşadığınıza pişman edecektir. Hele 70 yıllık kemikler ile donatılmış böyle bir bisikletçinin vücudunda oluşacak hasar ve kırıkların iyileşmesi çok uzun sürecektir. Benim için bile yokuşta 70km/h hız ile inerken yaşanacak bir aksilik en iyi ihtimal ile turun bitmesi demektir. Bu yüzden de bu tür anlar tur yapmak isteyen bisikletçiler için önemli anlardandır. Ve bu aşamada bisikletçiler mantıkla değil karakterleri ve içgüdüleri ile hareket ederler. Ben bu turda en fazla 80km/h hız gördüm ve hala acaba nerede daha hızlı iniş var diye düşünüyorum. Elif ise çocukluğundan beri bir düşüp yerlerini sakatlamanın verdiği eğitim ile hiç bir zaman belli bir hızın üzerine çıkmamıştır, aynı bizim Adam gibi.

Kamboçya’da Sisophon ilk kalacağımız kent oldu. Burada akşam yemeğinde bir bisikletçi ile tanıştık. Kendisi uzun bir bisiklet turuna başlamış kız arkadaşı ile birlikte ve bu tur için özel bir tandem bisiklet almışlar. Bu bisikletin ön kısmında oturan kişi sanki bir şezlongta gibi yatarak pedal çeviriyor, arkadaki kişi ise bisikletin kontrolünü elinde bulunduruyormuş. Bisikletin ne kadar rahat olduğunu bilemiyorum fakat normal tandemlerde ki gibi arkadaki kişinin, manzarayı önde ki kişinin sırtı ve kafası ile sınırlandırmadan seyredeceği için daha keyifli vakit geçireceği kesindi. Ne yazik ki Vietnamda çiftimiz biraz tatsızlık yaşamışlar ve yollarını ayırmışlar. Bisiklet üzerinde uzun süre bir arada giderseniz ve bunu tandem gibi birbirinizden hiç kopamadan yaparsanız bu tür tatsızlıkların yaşanması normal bence. Çünkü normal iki bisiklet üzerinde kişiler yanlız kalmak uzaklaşmak istediklerinde geride kalıp yada sinirini atarak pedallara yüklenip diğerinden uzaklaşabilir ve yaptığı keyifli eylemin içinde kendisini mutlu edecek şeyleri bulabilir. Ama kafanızın dibinde, sanki ikinci bir kafa gibi, çok yakında olsa bir arkadaşınızı taşıyorsanız, bu tür kaçışlar mümkün olmayacaktır. En ufak bir kızgınlık bile aynı bisiklet üzerinde pedal çevirdikçe büyüyecektir. Anlattığına göre ilk olarak tandemi fransaya geri yollamışlar, ardından da iki tane dandik bisiklet almışlar. Bu şekilde devam etmişler fakat bu aralarında ki problemi büyütmüş. Çünkü bizin fransız günde 180km ortalama yol yapmayı seviyormuş. Bunu Kamboçyada başkentten buraya kaç günde geldiğini anlatırken anladık. Bu bir insan için yıpratıcı bir mesafe. Günde 180km 5 günde 900km yol yapar. Böyle giden birisi ayda yaklaşık 3000km yol alır ki bence normal bir tur temposunun 2 katı. Bana göre normal keyifli tur temposu ayda 1500km olarak hesaplanabilir. Bu zorlu seyahat temposu bizim genç çiftimizi biraz daha birbirinden uzaklaştırmış ve sanırım nefret boyutuna taşımış. Bundan sonrasında ise genç arkadaşımız Tayland’da doğru yanlız seyahat edecekmiş.

Sabah kahvaltısında fransız bisikletçi ile tekrar karşılaşıyoruz ve kahvaltımızı beraber yapıp vedalaşıyoruz. Ayrıca yaptığımız sohbetler sonunda onu Malezya’da yapmayı planladığı uzun dinlenme molasında vaz geçirip, bu molayı taylandda yapmaya ikna ediyoruz. Kamboçyada ikinci bisiklet günümüzde ise 105km yol yapmamız gerekecek. Yol biraz sıkıcı, sanırım sonlara doğru, hafif sola kıvrılan bir adet viraj bisiklet üzerinde bize biraz heyecan yaşatıyor, hepsi bu kadar. Siem Rieb’e vardığımızda benim daha önce 12 günümü geçirdiğim ve sabahtan akşama kadar bilardo oynayıp bira içtiğim GH’yi buluyoruz. Fakat burası bize yer olmadığını ertesi gün gelmemiz gerektiğini söylüyor. Bizde burayı ararken gözümden kaçmayan sevimli bir GH olan Orchide GH ye gidiyoruz. Oda 4USD ve çok daha temiz. Bütün yapı ahşaptan ve çok sakin olduğu için internette girmek, bir şeyler okumak ya da yazmak için bol bol zamanımız oluyor. Buraya yerleşirken burada kalan ve ne yazik ki yarın yola başlayacak olan bir bisikletçi bize Thai vizesi ile ilgili bilgileri veriyor. Biz de onun tavsiye ettiği yere pasaportlarımızı bırakıp 1 hafta kadar beklemek zorunda kalıyoruz. Pasaport servisi bizden normalden fazla para istiyor fakat arkadaşımızın bize söylediği fiyat üzerinden anlaşıyoruz sonunda. Daha sonra yemek fiyatları konusunda Sisophon kentinde ve yolda bir kaç defa kazıklandığımızı anlıyoruz. Bu sayede Kamboçya’da olduğumuza ve Kamboçya’nın hiç değişmediğine emin oluyoruz.

Ertesi gün yanlız dolaşıp biraz fotoğraf çekiyorum. Yolda tanıştığım aslen yarı taylandlı yarı kimer olduğunu söyleyen birisi ile sohbete başlıyoruz. Türk olduğumu öğrenince çocuğunun istanbula geleceğini bir süre kalacağını söylüyor. Ona yardım edip edemeyeceğimi soruyor. Bende tabi seve seve yardım ederim diyorum. Gel seni tanıştırayım diyip evine kadar gitmeyi, evinin yakın olduğunu söylüyor. Kabul ediyorum fakat ayağının rahatsız olduğunu bu yüzden motorla gitsek daha iyi olur diyor, bu durumdan biraz rahatsız olsamda yeni arkadaşım yarı Thai olduğundan samimiyetine güvenmemek  yanlış olacaktır. Evlerine vardığımızda beni kardeşi dediği bir başka adamla tanıştırıyor ve kendisi ocuğunu bulmak bahanesi ile kayboluyor. İşin aslı burada belli oluyor. Bu kardeş denilen adam bir kumarhanede çalışıyormuş ve uzun bri sohbetin ardından kendisi ile ortak çalışıp kumarhaneden para yürütmece oynamak için bir Kamboçyalıya güvenecek birisini arıyormuş. Ben bırak kumarhane dolandırmayı tutup beraber bakala gitmeyeceğim böyle bir insanın tekliflerini dinlemekten son derece rahatsız oluyorum. Fakat sinirimi biraz kontrol etmem gerekiyor. Bir tehlike anında iki yaşlı insanı devirecek güce sahip olsamda silah kullanmayı çok seven Kımer halkı karşısında olayları tatlı dil ile çözmek her zaman daha olumlu sonuç verecektir. Yaşlı dolandırıcımızın teklifi ise şu. Kendisi kumarhanede kart dağıtıyormuş. Onun masasına oturacakmışım ve para ile oyun oynayıp tahminen bir milyon dolar para ile kalkacakmışım. Bu beş dakika sürecekmiş ve bu süre sonunda gitmem gerekiyormuş. Çünkü eğer daha fazla oynamaya devam edersem ve 2-3 milyon ile kalkarsam dikkat çekermişim. Bunun için ortaya 100bin dolar koymam yeterliymiş. Sonra bu paranın bir kısmı kumarhaneye, bir kısmı devlete gidiyormuş, kalan paranın bir kısmını da kendi aramızda bölüşmeden önce fakirlere yardım amacı ile bir tapınağa, bir kısmını da okul yapılması için bir kuruma bağışlayacakmışız ardından kalan parayı ikiye bölecekmişiz. Bence insanlara yardım edebileceğimiz çok güzel bir teklif, ama bu şekilde de olsa Kamboçya’da daha fazla kalmak istemediğimi, ülkeyi bir an önce terk etmem gerektiğini, yoksa sizin gibi iyi niyetli kamboçyalılara yardım için herşeyi yapacağımı kibar bir sözle söylüyor ve bir anda kalkıp gidiyorum. Söz hakkının bana geçmiş olmasından ve onların beni dinlemeye dalmış olmalarından uyuşan beyinleri kalkıp gitmeye başladığımı biraz geç algılıyor ve beni durdurmak için çok geç kalıyorlar. Bu sayede niyetimi belli ediyor, kibarca kapının önünde bekleyip vedalaşıyor ve toz oluyorum. İşte Birbirinden değerli kamboçya anılarıma bir tanesini daha böylece ekliyorum. Bir yanlış anlamaya hemen engel olmak isterim. Benim ilk tanıştığım arkadaş tahmin edeceğiniz gibi yarı Thai değilmiş. Sadece biraz güvenimi kazanmak için uydurduğu bir yalanmış.

Kamboçya ile ilgili bir başka tatsız anımda berberde yaşanıyor. Bu anının tatsızlığı kesim bitiminde hemen kestirmek zorunda kalacağım bir saç modeline sahip olmanın dışında gene bir kazık yemek oluyor. İnanın burada yabancıları kazıklamayı o kadar çok seviyorlar ki kimseye güvenemeyeceğinizi anlamanızı kısa sürede anlıyorsunuz. Berbere önce fiyat soruyorum tabi, saç kesimi için bir dolar diyor. İş bitiminde de Saç kesiminden sonra saçımı yıkatıyorum ve masaj yaptırıyorum. 10 USD uzattığımda ise 10 değil 15usd diyorlar. Saç kesimi için bir dolar demiştin diyorum. Yanlış anlamışsın 5 usd demiştim diyor ve işin içinden çıkıyor. Konuşmamıza da elinde tuttuğu 10 usd yi gösterip, 10usd de tamamdır diyor. Gülüp 5 usd indirim yapıyor. Bu şekilde keyfimi kaçıracak olaylar yaşamıyorum ama keyfimin yerine gelmesi için her gün biraz daha fazla bira tükettiğimi fark ediyorum. Başkalarının anlattığı benzer anılara ise gülmeye başladığımızda kamboçyada geçirdiğimiz 1 hafta sonunda bize bu tür olayların komik gelmeye başladıklarını anlıyoruz.

İlk gittiğimiz ve yer bulamadığımız Guest House’nin terasında ki bar bizim için sakin bir akşam geçirebilceğimiz, yeni insanlar ile tanışabileceğimiz ve dilediğimz kadar bilardo oynayıp bira içebileceğimiz bir mekan oluyor. Belli bir saat ten sonra Siem Riep sokakları yüzlerece yahat kadını, yanınıza gelip uyuşturucu satmak isteyen tuktukçular ve pilot vaziyette olmuş yabancılar ile size bir eğlence türü sunar. Bu eğlenceden uzak kalmak için gece böyle sakin bir barda yeni insanlarla sohbet ederek vakit geçirmek  daha az yorucu oluyor. Burada fazla para istemek gibi bir durumda yok, sırf Siem Riep ten kaçmak için buraya bizim gibi gelen bir çok insan var. Ayrıca burada Berk isminde bir İstanbullu genç ile tanışıyoruz. Ne yazık ki bilardo oynamayı pek sevmediğinden  arada kendi dilimizi konuşup rakiplerimizin anlayamayacağı dilde taktik alışverişinde bulunabileğimiz bir takım oluşturamıyoruz.

Barlar sokağında her zaman gidip oturduğumuz bir suşi bar var. Burada Kamboçya’ya özgü çok güzel ama bir o kadar da ender bulunacak insanlardan birisi çalışıyor. Kızımız annesinin hamileliği sırasında kullandığı antibiyotikler yüzünden biraz sararmış dişlere sahip olsada kamboçyada görmeyi özlediğiniz güzel ve samimi gülüşü ile bizi bir anda kamboçyadan başka bir ülkeye götürüyor. Birbirimizi aradan geçen 1 haftanın sonunda daha çok güveniyoruz ve çalışan kız bize kendi hayat mücadelesini anlatıyor. Babası bi anlattığına göre bir öğretmenmiş. Şimdi ayda 60usd kazanmaya başlamış. Söylediğine göre önceden30usd civarında kazanıyormuş ama devlet güçlenmeye başlamış ve öğretmen maaşlarına zam yapmış. Bizim kız ise hem ender bulunur güzelliği, hemde kamboçyada bulunması neredeyse imkansız olan güvenilebilirlik konusunda ki avantajları sayesinde ayda 100usd kazanabiliyor. Ne yazık ki burada ailesinden uzakta yaşamak zorunda olduğu için parasınn büyük kısmını burada ki ev kirası vs için harcamak zorunda. Yanda ki çocuk ise aynı işi yapıyormuş ama ayda 60 usd kazanabiliyormuş. Fakat çok iyi bir öğrenci olduğundan okula burslu okuyabiliyor ve vermesi gerekenden çok daha az para veriyormuş okula. Konu okullara gelmişken universitede okuma fiyatlarınıda soruyoruz. Yılda 500 usd civarıdan değiştiğini söylüyor. Yani bir öğretmen iseniz ve ayda 60usd maaşınız varsa ve bir çocuğunuzu okutmak istiyorsanız okul parası için 8 ay boyunca alacağınız maaşınızı vermeniz gerekiyor. Bence burada ki insanların ne zor koşullarda yaşamak zorunda olduklarının iyi bir örneğini kızın anlattıklarından çıkarmak mümkün. İnsanların bu durumu düzeltmeleri ise çok zaman alacak gibi çünkü burada bütün sorun para değil ne yazık ki bu durum insanlarıda değiştirmeye, kötü düşünceleri akıllarına sokmaya başlamış. İşin maddi sebeplerini yıllar içinde düzeltseniz bile insanların değişmesi çok daha uzun sürecektir. Çünkü maddi konular bir çok ülkede insanları kötü olmaya itmemişken bu ülkede insanlar kötü niyetli olmayı öğrenmişler. Kamboçya ile komşusu Laos’u kıyaslarsanız eğer, orada ki insanların buradakilerden çok daha zor koşullarda (nufusun %45i günde 1,25usd paranın altında hayatını sürdürmektedir Laos’ta) yaşadıklarını ve kötü düşüncelerden hala çok uzakta oluklarını görürsünüz. Burada ki problem bu yüzden farklı ve çözümü çok fazla çaba istiyor. Bir insanı kötü yapan şeylerin neler olduğu tartışılır ama bir ülkeyi bu hale getiren şeyleri yazılı olan tarihinde kolayca görmek mümkün, burada ki soykırımı bu tarihte en fazla sivrilen olaylardan bir tanesi ve bir kaç istenmeyen insanı öldürmenin tarihsel bir ayıptan yada kötü bir çözüm olmaktan öte, ulusu yıllarca içinden çıkamayacağı büyük bir problemin içine sokacağını anlamak zor değil. Ülke genelinde toprak altında bekleyen mayınlar burada ki tarihi, kollarını, bacaklarını yada hayatlarını kaybeden insanlara ve yakınlarınına arada sırada hatırlatmaya devam ediyor. Gördüğüm bir afişte bir bacağı kopmuş olan bir kamboçyalı kol değnekleri ile ayakta çimlerin üzerinde duruyordu. Kopmuş olan bacağının altına da bir futbol topu yeleştirilmişti. Afişin altında da kamboçyalılar neden iyi futbol oynaya mıyorlar? Diye yazıyordu. Ya da ülke daha girişte çocuklar ile seks yapmamız için sizi uyaran afişler posterler ülkede neler olup bittiğine dair ip uçları vermeye başlıyor. Umarım burada tanıştığımız bu güzel insanlar zaman içinde çoğalırlar ve kamboçya kısa sürede, tarihinde gizli bu problemlerini çözebilir.

Arkadaşlarımız

Bazıları bizim gibi tur yapan bisikletçiler, bazıları yerli halk. Hepsi ile fotoğrafımız olmasa da güzel vakit geçirdiğimiz kişileri burada paylaşmak istedim.

This slideshow requires JavaScript.

Kamboçya

This slideshow requires JavaScript.

Kamboçya benim en keyif aldığım yerlerden birisi değildir. Ülke dümdüzdür bu yüzden de bisiklete binmek benim için çok sıkıcıdır. Ne var ki Tayland’da 2 ay daha kalmak istediğimizden Kamboçya’dan vize almamız gerekiyor. Sınıra 160km mesafedeki Siem Rieb kenti bizim vize için 1 hafta kadar beklememiz gereken şehir oluyor. Burada kaldığımız sürede yeni bisikletçiler ile tanışıyoruz hep beraber doğum günümü kutluyoruz, hatta 4 ay önce Kuala Lumpur’da tanıştığımız ve beraber (Tesadür işte) Tayland vize başburusu yaptığımız bisikletçi ile tekrar karşılaşıyoruz. İyi bir bilardocu olduğundan otelin barında çekişmeli bilardo maçları yapıyoruz. Güney Afrikalı bir yazar ve belçikalı bir geç gene keyifli maçlar yaptığımız bilardo arkadaşlarımız oluyor. Otelde bir de türk var. Berk ile de keyifli vakit geçiriyoruz. Bizi kendi arkadaşları ile tanıştırıyor. Böylece çok geçmeden 12-15 kişilik bir grup haline geliyoruz. Vize için beklememiz gereken bir hafta bu sayede sıkıntılı bir bekleyiş olmuyor.

Kamboçya için bir daha asla gelmem dediğimi hatırlıyorum. Fakat Siem Rieb biraz daha farklı bir yer. Fazla turistik, ama ne varki insanlar aynı. Bizim arkadaş grubundan da her gün parasını çaldıran, rüşvet vermek zorunda kalan yada dolandırılan kişiler oluyor. Fakat herşeye rağmen keyifli ve kesinlikle görülmesi gereken bir kent.

Daha önceki turumda Kamboçya ile ilgili ilk izlenimlerimide burada paylaşmak isterim. Fakat bunlar daha çok ilk günler ve Kamboçya’nın başkenti Phom Phen ile ilgili tebitler olacaktır.

12.07.2009
“phom phen
 
Burasi hala cirkin bir yer.
sonunda 2.5usd ye lonely planet buldum. yeni bir korsan yayin. burada korsan kitap turkiyedeki kadar gelismis. fakat sadece turistlkere yonelik kitap bulmak mumkun. bu sehirde beni nelerin rahatsiz ettigini anlar gibiyim. burada binalar, trafik, arabalar yani tum sehir duzensiz. fakat bu beni rahatsiz eden sey degil. beni rahatsiz eden buralarda bazi olaylarin donuyor olmasi.
sehirler bence insanlar gibi. mesela bir insan guzel gorunse bile onda farkli rahatsiz edici birseyler hissedebilirsiniz. eger yeni tanidiginiz birisi ise bunun ne oldugunu anlamak pek kolay degildir. fakat karsinizdaki insanin icinde beyninde, hislerinde birseylerin yanis gittigini ve yaninda bulunmak istemediginizi farkedersiniz. bu sehir icinde ayni durum gecerli. fakat bir sure sonra bazi seyleri ogrenmege baslar ve tamam iste sebep bu dersiniz. ornegin;
burada zaman zaman caiz olabilsede 5 yasinda bir kiz cocugunu seks kolesi olarak satin alabilirsiniz. daha ufak cocuklari almakta mumkun, fakat kilo ile satilmadigindan daha ucuz olacaklari anlamina gelmiyor. ve bu durum kesinlikle yasal degil. yani markete gidip cocuk reonu nerede diye sormak mumkn degil.fakat bir motora yada tuktuk a atladiginizda adamin size soracagi sorular sirasi ile laidy, mariuana, eroin ve eger biraz niyetliyseniz burada istediginiz herseyi bulmak mumkun. isin kotu tarafi bu durumun truzmi yani buraya bu is icin gelen turist amcalar da var. yasli amcalar genc cocuklarla beraber olmak icin buradalar. bu da kabul etmek gerekirse 3300km yol pedalladiktan sonra gormek istegeceginiz en guzel manzara degil.
tum bu keyifsiz dusunceler, yogun ve tozlu yollar ile birlikte buranin 2. sevimsiz ornegine dogru gidiyoprum.olimpik stanyumu 10km kadar gecince, tarihin essiz rekor denemelerinden birisinin gerceklestigi alani gorecegim. burada 1975-1979 yillari arasinda buyuk bir katliam gerceklestirilmis. 17 000. kisi benim gorecegim alanda oldurulmus…. ‘killing field of choueung ek’. ulke genelindeki toplam olum sayisi ise cok cok fazla. buyuk cogunluk ise egitimli insanlar, akademisyenler.
 
 
killing field of choueung
 
garip olan burada bu sehire ait ilk fotografimi cekiyorum. bir anit ve icinde yaklasik 9 m yukseklige kadar yukselen raflar. en alt raflarda burada olmus insanlarin kiyafetleri. 83de temizlenmis ve deodorantlanmis. bir ustunde ise 15-20 yas arasi kadin kafataslari. ve ust arflarda da diger 17 000 kafatasi. benimle yasit yada benden 3 yas buyuk olan bu kafataslari ile yapilmis bu anit(anit demek dogru degil ama asil kelimegi hatirlayamadim) ilk fotograf karem.
biraz etrafi gezip muzede olen islarin ilk fotograflarini ve olduuldukleri aletleri gorup disariya cikiyorum. unutmadan disariya cikmadan once serinletici biryler icip yada hediyelik esya dukkanindan birseyler almak mumkun. ben bir suredir almak istedigim kemik taragi burada ucuza bulabilecegimi dusunsemde fazladan agirlik tasimamaya karar veriyyorum. (burada hediyelik esya dukkaninin ne kadar abes olduğunu siz düşünün )
 
disariya ciktigimda mutluyum. kabaligım icin ozur diliyorum fakat gulumsuyorum. ilk defa olarak bu sehir benim hosuma gitmege basladi. bu denli kotu bir maznzara sonrasi insanin rahatlamis ve belkide mutlu hissetmesi kabuledilemez fakat gercek bu. 15km boyunca mutlulugum gecmiyor. yollar, insanlar, trafik yaklasik bir saat sonra kopacak olan jant telim ….hersey guzel gorunmege basladi.
 
hernedense kabul edilemez bir kabalik olan mutlulugumu anlamam pek uzun surmedi. aciklayayim;
basta da dedim ya sehirler insanlar gibidir. yeni tanidigimiz o bize sevimsiz gelen insan vardi ya onu biraz tanimaya basladim gibi. aramizda gecen olan sunun gibi;
 
ben ona babalar gununde ne alacagini soruyorum
o bana babasini kaybettigini soyluyor.
iste bu sevimsiz haber, gecmisinde yasamis oldugu bu durum karssimdaki insana ait tum dusuncelerimi bir anda degistirebiliyor. artik eski rahatsizligi hissetmiyor, hatta onun yaninda olmaktan mutluluk duyuyorum. bu sehir ile gormus oldugum bu kotu tarih bendeki tum kotu duygulari yok etti. artik burasi ile ilgili baska bir sikayetimin olacagini sanmiyorum

Nerelerde kaldık

This slideshow requires JavaScript.

Konaklama yerlerimiz ilk başlarda oteller olsada son zamanlarda daha çok kamp kurmayı terçih ettik. Son Tayland günlerimizde 2 haftada sadece 2 gün otelde kaldık. Geri kalanı hep kamptı. Peki en güzel kamp yeri sıralaması yapmak gerekirse benim kişisel listem aşağıda.

1 Kaplıcalar,

Fotoğrafa bakınca ne kadar keyifli bir kamp alanı olacağını tahmin edebilirsiniz. Birde uzun süren bir bisiklet yolculuğunun ardında sıcak suda vücudunuzun iyice gevşediğini hayal edin, derin bir uyku için daha uygun bir yer bulamazsınız.

2. Tapınaklar.

Geleneksel Budist yaşantısına bir miktar dahil olmak isterseniz tapınaklar konaklamak için en uygun mekanlardan. Buradaki sakin yaşantının büyük bir kısmını gözlemleme şansına sahipsiniz. Fakat dine bir mekan olduğunu her zaman hatırlamak ve belli bir ölçüde saygılı olmak şart.

3 National Parklar

Milli parklarda gece boyunca güvenlik bulunur ve eğer bir ihtiyacınız varsa size herzaman yardımcı olurlar. Duş sıcak su ve yemek genellikle bulunur. Kuş sesleri ile uyanmak isteyenler için.

4 Polis karakolları

Sanırım daha güvenli bir yer olamaz, en azından Tayland’da. Burada polis karakolları her zaman geniş bir bahçeye sahiptir. Sadece sormanız yeterlidir. Eğer bahçeleri yoksa yada gece yağmurlu olacağını düşünüyorlarsa size kapalı bir yer ayarlarlar. Duş ve sıcak su mutlaka vardır. Buraya gelirseniz polis karakollarında kamp yapmanızı tavsiye ederim. Tabi bunun sadece Tayland’da güvenli olacağının altını çizelim.

Geleneksel Kıyafetler

Gallery

This gallery contains 17 photos.

Burada turumuz esnasında görmüş olduğumuz geleneksek kıyafetleri sizlerle paylaşmak isterim. Bazı kıyafetler evlilik, bayram gibi özel günlerde kullanılmaktadır. Fakat yöresel yaşantının devam ettiği ufak köylerde halk yöresel kıyafetleri kullanmaya devam etmektedir. İyi seyirler.