Buda’nın doğum ve ölüm günü, ormanın ortasında iki gece.

This slideshow requires JavaScript.

Sabah erkenden eşyalarımızı topluyor ve herzaman gittiğimiz yerde kahvaltımızı yapıyoruz. Buradaki iyi insanlarla vedalaştıktan sonra bir kalyonun içinden geçerek bir gölün kenarında yer alan Doi Tao kentine ulaşacak olan yolculuğumuza başlıyoruz. İlk etapda içinden geçtiğimiz kalyon bir  milli park aslında. Fakat vaktimiz olmadığından milli parka, kalyonun içine girmiyor, kalyonu diğer tarafından devam eden yol üzerinden seyrederek yolumuza devam ediyoruz. Kalyondan sonra bir 15km daha devam edince bizim öğle yemeğimizi yiyeceğimiz Hot kentine varıyoruz. Tayland’da oluca adı Hot olan bir kentten daha fazlasını beklerdim doğrusu. Bu kent bizi hayal kırıklığına uğratıyor ve kısa bir yemek molasının ardından kenti terk etmekte acele ediyoruz.

Doi Tao ise geldiğimiz mevsim dolayısı ile ilginç bir sürpriz hazırlıyor bize. Kent yol kenarında oldukça hareketsiz bir yer. Fakat göl kenarına vardığımızda tamamen kurumuş olan göl ürkütücü bir görüntü oluşturuyor.Gölde su varken kullanılar yüzer evlerin hepsi gölün bir zamanlar bulunduğu devasal arazinin çeşitli yerlerinde farklı yönlere yatarak karaya oturmuşlar. Göl yatağı yemyeşil otlarla kaplandığı için bu rasgele duran ve ne bir yolu, ne de bir bahçesi bulunan evlerin aslında yüzer evler olduklarını anlamak zor. Ayrıca amanında ya Pazar yeri kurmak için yada tekneleri bağlamak için kullanılan direkler arazinin çeşitli yerlerine yayılmışlar. Gölün yatağına inip bisikletim ile yakındaki evlerin yanına kadar kısa bir tur atıyorum. Göl yaklaşık 10km çapında olduğundan tamamı hakkında kesin bir bilgi edinmek imkansız. Fakat gölün en azından görünen kısmı oldukça yabani bir görüntü sunuyor. Herşey anlamsız ve rastgele görünüyor. Akşam bu ürkütücü göl kenarında kamp kurmamak için oradan uzaklaşıyor ve Doi Tao tapınağından geceyi geçirmek için izin istiyoruz. Tapınakta kalabileceğimizi öğrendikten sonra yakınlardaki bir lokantada 3 kg kadar mango yiyip karnımızı doyuruyor ve ardında tapınağa geri dönüyoruz.

Yeni sayılacak bu tapınakta bize geniş bir oda veriyorlar. Odanın içinde tuvalet ve duş olduğundan gece tuvalete giderken köpeklerin havlamasına sebep olmayacağız. Odaya yerleşip duşumuzu aldıktan sonra bizimle ilgilenen rahip geliyor ve bize vantiratör, soya milk ve çeşitli içekler ve 1kg kadar daha mango getiriyor. Kullanmamız için getirdiği eşyaları bıraktıktan sonra saat 7 de bir ayin olduğunu söyleyip ayrılıyor.

Saat yedide yapılacak olan büyük kutlamanın sıradan bir ayin olmadığını anlamak bizim için kolay oluyor. Oldukça uzun ve kalabalık olan ayinin sebebi bu gün Buda’nın doğduğu, buda olduğu ve öldüğü gün olmasıymış. Kutlama ve merasim, doğum ile ölüm bir arada yani. Thai geleneğinde ölüm yas tutulacak bir durum gibi algılanmadığı için insanlar bugün oldukça neşeliler.

Tapınaktaki ayin ve ardından başlayan meditasyon bittikten sonra insanların bizlerede verdiği çiçeklerin arasına yerleştirilmiş mumları ve tütsüleri yakıyor ve tapınağın etrafında ayakkabılarımızı olmadan bir kaç tur atıyoruz. Ardından yanan mumlar tapınak dışındaki Buda heykellerinin önüne, tütsülerde bir dilek dilenip heykellerin önündeki kum dolu kovalara dikiliyor. Çiçekleride heykelin kucağında taşıdığı bir kovaya bıraktıktan sonra dileklerin geçekleşip gerçeklermediğini görmek için işi zamana bırakıyoruz. Tüm bu ayin süresince en az Buda kadar ilgi konusu olan şey bizlerdik. Bu ufak köyde böylesine önemli bir ayinde bulunduğumzdan bütün kameralar bizi takip ettiler ve yanlışıyla doğrusuylar yaptığımız her hareket fotoğraf makinelerine kaydedildiler. Her şey bittikten sonra hep birlikte tapınağın önüne geçip son bir fotoğraf daha çekiliyoruz.

Tapınağın büyük rahibinin bu gün bir mide rahatsızlığı varmış. Buna rağmen oldukça güler yüzlü ve neşeli davrandığından ayine katılan kimsenin onun rahatsızlığını hissetiğini sanmıyorum. Bu tapınaktaki genç rahiplerin böyle neşeli bir ortamda bulundukları için şanslı olduklarını düşünüyorum.

Elif’le odanın içine kurduğumuz çadırlarımıza girip erkenden uykuya dalıyoruz.

Sabah ilginç bir yol hikayesine daha başlıyoruz. Benim fotoğraflarını çektiğim detaylı haritaların birisinde görünen bir yoldan bir sonraki kente Mae Phrik’e ulaşmaya karar veriyoruz. Buraya gitmek için saptığımız daha ilk yol o kadar daralıyor ki haritada gördüğüm yolun gerçektende keyifli geçeceğini hissediyor ve keyfim yerine geliyor. İlerleyip 60km kadar yol yaptıktan sonra kendimizi Pink milli parkının kapısında buluyoruz. Bu noktadan sonra geri dönme şansımız olmadığından milli park görevlilerinden yol konusunda yardım almaya karar veriyoruz. Park görevlileri bizim gidebileceğimiz bir yol olduğunu fakat biraz bozuk olduğunu söylüyorlar. Biz buna rağmen devam etmek istiyoruz ve görevlilerden birisi motor ile önde biz arkada 10 km kadar parkın içine dalıyoruz. Daha sonra sola kırılan aracık bir asfalt yola sapıyoruz. Bu dar yolda 3 km ilerledikten sonra sağanak bir yağış başıyor ve yağış altında bir çamura dönüşmüş bir patikanın önünde ben ve motorlu milli park görevlisi durup Elif’in gelmesini bekliyoruz.

Yol ormanın içine dalıyor ve bu şekilde inişli çıkışlı tam 11km devam ediyormuş. Yağan yağmur o kadar şiddetli ki yolun bir kısmının tamamen sular altında kalacağı kesin. Buna rağmen Elif’in geldiğini gören motorlu milli park görevlisi yola dalıyor ve bizde mecburen arkasından takip ediyoruz. Bizim için kritik bir yol ayrımına kadar bize eşlik eden görevli bizi ormanın içinde yalnız bırakıp geri dönüyor. Elifle bir saat sonunda yolun yarısını tamalayabiliyoruz. Yolda çamur ve sağanak yağışın haricinde ağaçları kesip olduğu gibi koyarak yaptıkları köprüleri aşmak zorunda olmak bizi iyice yavaşlatıyor. Tüm bu yavaşlatan engellere bir de çamurdan çalışmaz hale gelen frenler ekleniyor. Ben yol gidonuna sahip bir tur bisikleti kullanmama rağmen bu şekilde çamurun içinde ilerlemekten büyük keyif alıyorum. Elif ise bu tür yollardan nefret ettiğinden yolun bozuk olan kısımlarında kendini riske atmıyor ve bisikletten inerek devam ediyor.

Eğer bir aksilik olurda geri dönmemiz gerekirse yolu hatırlamkta zorluk çekmeyeceğimizden ve daha vakit erken olduğundan çok fazla endişelenmiyoruz. Ben yolun sonlarına doğru aradaki farkı açarak önden gidiyor ve köyü bulmaya çalışıyorum. En sonunda köyü bulamayacağımı, yanlış yola saptığımı sandığım bir anda yol kenarında bir motosikletli görüyorum ve yanına gidip köy yolunu soruyorum. Köye neredeyse gelmişim bile sadece bir km   varmış. Rahatlamış bir şekilde geri dönüp Elife iyi haberi vermeye gidiyorum.

Elif’in sineklerle başının belada olması dışında keyif alarak bu zorlu ve ıslak etabıda geride bırakıyoruz. Köyden 1km önce milli park ofisininde bulunduğu bir alanda kamp kurabileceğimizi bize söylemişlerdi. Köye varmadan önce bu alana bir göz atıyoruz. Bunca çamurun içinden geçip geldikten sonra bu yemyeşil, temize ve bakımlı yerde kalacak olmak bize iyi gelecek. Görevlilere kendimizi tanıtıp geceyi burada kamp yaparak geçireceğimizi söyledikten sonra köye gidip yiyeceik bir şeyler alıyoruz. Geri döndüğümüzde görevliler bizim için bir kulube ayarlamışlar bile. Bisikletlerimizin bile içine rahatlıkla sığabileceği bu kulubelere çadırlarımızı kuruyor ve dışarıda kamp yapma fikrinden vazgeçiyoruz. Akşam başlayan yağmur dolayısı ile kulübelerde kaldığımız için kendimizi şanslı hissediyoruz.

Sabah bu milli parktada bir gece daha kalmaya karar veriyoruz. Burada kaldığımız nokta öyle garip bir yer ki, iki taraftanda buraya ulaşmak için geçtiğimiz bozuk yolları aşmak gerekiyor. Yemek yediğimiz köyden Mae Phrik’e giden yolun 11kmside aynen buraya gelirken kullandığımız yol gibi bozulmuş. Yani bu köye gelen her yiyecek, her içeçek bu bozuk yollarda traktörlerle yada 4x4lerle taşınarak getiriliyor.

Bizim bu imkansızlıklarla dolu mola gerimizdeki menü ise kendimizi şanslı hissedeceğimizi kadar zengin. Burada yemeklerde daha önce denemediğimiz Muz bitkisinin gövdesi ile yapılan bir çeşit tavuklu yemek, Jack Fruit meymesinin çekirdekleri, bir çeşit mantar olduğunu tahmin ettiğim ama tadı ve yemesi fıstığa benzer bir çerez ve bir çeşit fasulya yemeği deniyoruz. Tayland’da her yerde bulamayacağımız bu yemeklere ulaşabilmek için belkide bunca zahmete katlanmak şarttır.

Advertisements

One thought on “Buda’nın doğum ve ölüm günü, ormanın ortasında iki gece.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s