Şimdi Hayatta Olmayabilirdim; Buda’ya Sigara İkram Etmek.

This slideshow requires JavaScript.

Bazı olaylar insanın aklında çok kolay kalır. Bunların çoğu insanların başından geçmiş olan kötü olaylardır. Mesela zamanında discovery canel’da izlediğim bir belgesede anlatılan acı verici olay, hayatta kalma mücadelesi, bir defa izlemiş olmama rağmen hafızamda saklanıp durdu. Belgeselin anlattığı olayda belkide, ben olsam ne yapardım, diye düşünüp durduğumdan, belgeselde ki insanlarla kendimi özdeştirdiğimden konu tüm detayları ile aklımda kalmış. Şimdi hayatta olmayabilirdim isimli belgeselde ki olay şuydu; Avusturalya’da iki kişi ormanda kamp yapıyorlar. Gece içlerinden birisi işemek için kalkıyor ve 20m kadar uzaklaşıyor. Orada ki 2m yüksekliğinde ki granit bloga işemek için tırmanmaya çalışıyor. Fakat granit blok bu esnada yerinden kopuyor ve üzerinde tırmanmaya çalışan dağcının üzerine düşüyor. Çadırda uyuyan kişi 20m mesafede ki arkadaşının bağırmaları ile uyanıyor ve gece lamba ile arkadaşını aramaya koyuluyor.

Sabaha kadar arkadaşına yardım etmeye, taşı üzerinden almaya, arkadaşını taşın altından çıkaracak bir yöntem bulmaya çalışıyor. Yağmur mevsimi olduğundan muson yağmurları taşın altında kalmış arkadaşını neredeyse boğacak kadar su altında bırakıyor. Suyun altında da nefes alabilmesi için çadır pollerini kullanıyorlar. Bu sayede sabaha kadar iki kişi bekliyor.

Sabah diğer arkadaş eşyalarını hazırlıyor ve yapılabilecek tek şeye, şehire gidip yardım getirmeye karar veriyor. Bu durum işin en acı kısımı çünkü yakın bir arkadaşını acı içinde, kemikleri kırılmış halde, yarım tonluk bir taşın altında terk ediyor. Ertesi gün helikopterlerle gelen bir ilk yardım ekibi taşın altında 40 saatten fazla kalan kişiye ulaşıyorlar.

Hikaye kısaca böyleydi. Ne  yazık ki taş altında kalan kişi bacaklarını kaybetmiş durumda. Fakat hala kaya tırmanışına devam ediyor. Belgesel meraklılarında bir çoğu anlatmış olduğum olayı hatırlayacaktır. Çünkü bu tür olayları bir defa izlemek, sonsuza dek hatırlamak için yeterlidir.

Chiang Khan’da geçirdiğimiz gün boyunca hiç kesilmeden yağmur yağıyor. Bir yandan dinlenirken bir yandan da kendimizi şanslı sayıyoruz. Bu yağmurlu havada mola vermekle yerinde karar verdiğimizin farkındayız. Kaldığımız guesthouse da tarot falı bakan bir Thai amca ile konuşuyoruz. Geceyi tapınakta geçirdiğimizi anlatıyoruz ve rahibin bize karşı olan güler yüzlü tutumunu anlatıyoruz. Rahip sabah gerçektende o kadar sevimli ve saftı ki, bir rahipten çok bir çocuğu andırıyordu. Bizim kalmamızdan mutlu olduğu her halinden belli olan rahip gece bize yiyecek ve içecek bir şeyler getirip durmuştu. Sabah ise yemek toplama işinden sonra şeker bayramında kapı kapı dolaşan ve topladıkları şekerleri sayan çocuklar gibi mutlu tapınakta bir koltuğa yerleşmiş ve karşısında ki iki kişilik koltuğun üzerini tıkabasa dolduran çikolata, biskuvi, kek ve bunun gibi bir sürü aburcubura bakarak sigarasını içiyordu. Bu rahibi bir çocuktan ayıran tek şey sabah 4 te içmeye başladığı ve ağzından düşürmediği sigarasıydı. Biz eşyalarımı hazırlarken rahip bizi çağırıyor ve koltuğun üzerinde ki dev abur-cubur yığınını gösteriyor bizimle paylaşmak istiyordu. Yığından pek bir şey almak istemediğimizi gören rahip en son olarak bir tesbih ve iki bileklik alıyor ve budanın karşısında ufak bir ayin yaptıktan sonra bileklikleri ve tesbihi bize hetiye ediyordu.

 

Tüm bu yaptığı iyilikler için rahibe nasıl teşekkür edebileceğimizi bilmediğimizden, guesthouse da tanıştığımız tarot falı bakan yeni arkadaşımıza, rahip için ne yapabileceğimizi soruyoruz. Bizim rahibe para vermemizin doğru olmayacağını çünkü rahiplerin para kullanmadıklarını anlatıyor. Ama rahiplere vermek için önerdiği en güzel hediye bir paket sigara oluyor. Bu ilginç hediyeyi elden doğrudan rahibe verip veremeyeceğimi soruyorum. Bir erkek olduğum için rahibe bu hediyeyi doğrudan verebilirmişim. Ama Elif’in rahibe doğrudan bir şey vermeyeceğini söyülüyor. Sabah 4 te sigara içen birisine yardımlarından dolayı sigara almak biraz garip bir durum oluyor.

Guesthouse’da bizden başka kalan kişiler, akşamları tarot falı bakarak geçimini sağlayan, uzun ama oldukça seyrek hacı, keçi kırması sakalı ile çin filmlerinden çıkmış gibi duran iyi ingilizce bilen bir derviş, Elif’in bilmediği kanjilerin nasıl yazıldığını gösteren ve ufak bir japonca dersi veren bir japon genç, biz daha otele yerleşmeden önce, henüz kahvelerimizi içerken bize akşam içmemiz için esrar ikram eden, hollandalı sevgilisinden bir süre önce ayrılmış otel sahibimiz bayan, bana kaldığımız yerde ki geleneksek çalgılarda, geleneksel bir parçayı çalmayı öğreten otel sahibinin çocuğu, Elif ile Japonyadan gelen arkadaşımızı balık tutmaya götüren ve tuttuğu 400gr’lık üç adet balığı ızgarada kızartıp yeni arkadaşlarına ikram eden bunun yanısıra saat 14:00dan sonra içmeye başlayan 15:00 çakırkeyf, 16:00 da da zil zurna sarhoş olan ve yan dükkanda ki t-shirt satan ve tombiş kız çocuğunun babası olan bey ve son olarak da otelin önünde ki bir tezgahta terlik satan bir kız. Kaldığımız sevimli yerin nüfusu bundan ibaretti.

Akşam ise bloglara bir kaç fotoğraf, yazı ve bir video yüklemek için ufak bir kafeye gidiyoruz. Burada Geert kendi blogunu gösteriyor bize. Kendisi okulda grafik dizayn dersleri verdiğinden öğrencilerinin kendisi için hazırladığı web sitesini bize tanıtıyor. Bu şekilde blogunda bir süre gezindikten sonra taş altında kalmış olan birisinin resmini bizimle paylaşıyor. Hemen yazının başında anlattığım talihsiz olay canlanıyor ve Geert’a anlatıyorum. Fotoğrafın zaten o olaya ait olduğunu ve arkadaşını bırakıp yardım getirmek zorunda kalan kişinin kendisi olduğunu söylüyor. Oprah show çıktıklarını, web sayfasında ki arşivden bulduklarını bize gösteriyor. Yaşadıklarından sonra 3 ay kadar depresyona girdiğini ve işini bırakmak zorunda kaldığını anlatıyor. Herkesin anlatacak bir şeylerinin olduğunu ama Geert’in anlatacağı şeyleri zaten daha önceden izlemiş olduğumu fark ediyorum. Dünya ufak, dünyanın bir ucunda olan bir olay ve yıllar sonra olayın kahramanlarından birisi ile tanışıyoruz, dünya gerçektende ufak.

Bu olaylardan, inanlımaz olanlarında bir tanesini de bizim demirciden duymuştum. Zamanında sanırım doğuda bir baraj inşaatında çalışırlarken arkadaşlarından birisinin yaşadığı talihsiz bir kazayı Reşat ustaya ara ara anlattırırım hep. Olayın gerçek olmadığına dair bir ip ucu bulmak için çalışır dururum. Ama Reşat Usta her seferinde olayı daha önceki gibi değiştirmeden olduğu gibi anlatır. Belki gerçek belkide değildir anlattıkları. Ama hayal gücü bile böyle bir hikayeyi yaratmakta zorluk çeker bu yüzden de şehir efsaneside olsa anlatılmaya değer bir hikaye bence Reşat Ustanın hikayesi;

Zamanında baraj insaatında çalışırlarken, koşullardan, işçilerin dikkatsizliğinden ve gereklin önlemlerin alınmamış olmasından dolayı bir çok can kaybı olmuş Reşat ustanın çalıştığı dönemde. Yabancı bir firma şantiyenin sorumluluğu almış ve iş bitiminde belli bir oranda can kaybı yaşanacağını daha önceden öngörmüş zaten. Ama tüm bu ön görülere rağmen içlerinden birisi, olayın kahramanı inanılmaz bir biçimde bir kaza yapmış ve kesin olan kaderini, ölümünü değiştirmeyi başarmış.

Kahramanımız yaklaşık 120m yükseklikte yani 1,5 adet izmir hilton oteli ile aynı yükseklikte, baraj duvarında çalışırken aşağıya düşmüş. Düşüşünün ne kadar uzun sürdüğünü tahmin edebilirsiniz. Belki 4-5 sn havada kalmıştır, belki az ama o anda düşen insanda dayanılmaz bir korku oluştuğunu, sanki zamanın durduğunu tahmin edebilirsiniz. Ve son hız yere çakılmış. Ama hepsi du değil. İnşaatlarda kullanılan nervürlü dediğimiz demirler vardır. Bu demirler beton ile daha iyi kaynaşmak için, aynı matkap ucu gibi, girintili-çıkıntılı, nervür denilen yivlerle sarılmıştır. 30luk dedikleri 3cm eninde ve 4msi yerin altında, betona saplanmış olan, 8m’si ise filiz bırakacak şekile yere dik bulunan bu nervürlü demir çubuklara patates gibi saplanmış yere çakılmadan önce. İşte vücudunu delik deşik edip, 8mlik bir şiş gibi bedeninden geçen bu demirler kahramanımızın düşerkenki hızını yavaşlatmış ve onun hayatta kalmasına sebep olmuşlar. Hastaneye götürebilmek için demirleri kesmek zorunda kaldıklarını söylüyor Reşat Usta. Hala hayatta olup olmadığını her soruşumda ise arada görüştüklerini, çocuklarının bile olduğunu söyleyerek cevap ediyor. İşte benim dinlediğim en enteresan hikayelerden biriside bu Reşat ustadan dinlediğim hikayedir. Geert’ın yaşadıklarını dinlerken aklıma gelen bu az bilinen hikayeye saygı olarak en azında burada yazmak gerektiğini düşünüyorum.

Ertesi sabah erken Chiang Khandan ayrılıyoruz. Ama ne yazık ki yağmura yakalanıyoruz ve daha 10km gitmemişken mola vermek ve yağmurun geçmesini beklemek zorunda kalıyoruz. Ben bilgisayarda bir şeyler yazıyorum. Mesela bu okuduğunuz notları yağmurun geçmesini beklerken yazıyorum. Geert ne yazık ki brooks seleye sahip ve bu tür bir iklimde tur yapıyorsanız bu biraz sorun olabiliyor. Çünkü kimse deriden yapılmış, pahalı selesini yağmurda kullanmak istemez. Bu da deri selelerin bir dezavantajı bence. Selenin ikinci dezavantajı ise gece uyuduğunuzda eğer bisiklet yağmur alan bir yerdeyse, gece yağmur yağıp yağmadığını takip etmeniz gerek. Eğer yağmur varsa gece kalkıp seleye bir poşet geçirmek lazım. Ya da gündüz bisikletinizi güneş altında bırakmamanız gerek vb.

Tur boyunca, tur ile bir çok pratik bilgi öğrendim. Mesela bagaj lastiklerini bağlamak için bulduğum en gelişmiş yöntem ve kolay mango soymayı öğrenmek için 25bin km mesafe yapmam gerekti. Çantalarımı bisiklete yerleştirmek ya da en basiti çadır kurmak için bile binlerce km yol ve onlarca gün kamp kurmam gerekti. Turda yanıma almam gerekenleri hesaplamak çok kolay, ama almamam gerekenleri hala öğrenmekteyim. Bisikleti tamir etmek, göbekleri temizlemek, arka vites ve ön vitesi ayarlarını yapmak, iç lastik ve patlak lastik ile ilgili zor çözülecek sorunlar ile baş etmek bu turdaki ders konuları oldu benim için.

Şimdi yola devam etme zamanı, yağmur kesiliyor.

Sevgiler. Chiang Khan.

Advertisements

3 thoughts on “Şimdi Hayatta Olmayabilirdim; Buda’ya Sigara İkram Etmek.

  1. Başlığı okuyunca irkildim bir an.Evet,hayat tesadüflerle dolu.Bir olay izliyorsun,olayın kahramanı ilede aklı almaz bir şekilde karşılaşıyorsun.

    Baraj inşatındaki olayı bana daha önce anlatmıştın.İkiside yaşamın gerçekleri,bazen kafana elma düşüyor ve ölüyorsun,yada kaldırımdan düşüp hayatını kaybediyorsun.

    Teşekkürler.İkinizinde yolu açık olsun.

  2. İlginç hikayeler . Bende o programları seyrettiğimde hep ben olsam ne yaparım diye düşünüp dururum. Hikayeler için teşekkürler Evrim. Elif’e selamlar.

    Bu arada dünya ne küçük yahu .

  3. Hayat güzeldir. ve insan hayatında mucizeler vardır.Önemli olan sağlıklı iken yaşamayı mutluluğa çevirmek sizler gibi ve zoru başarmak .güzel bir duygu. Sizlere sağlıklı mutlu güçlü pedaller dilerim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s