Issan Mukdahan ve Nakhom Phanom Province

Nihayet güneş artık biraz daha insaflı davranmaya başladı ve yağmur yolları ve yolumuzun üzerinde ki ağaçları, evleri temizledi.

Havalar serinlemeye başlıyor. National park yakınlarında bir resortta kamp kurduğumuzda yakalandığımız fırtınadan sonra havalar serinlemeye başladı. Akşamları yağmurun serinliği ile daha rahat uyumaya ve sabahları serin havada daha rahat bisiklet kullanmaya başladık. En sonunda buraların en çekilmez en sıcak ayı, nisan ayı, geride kalmaya başladı ve bisiklet için konforlu günler sayılacak günler yaklaştı.

Mekong kenarında ki turumuza devam ediyoruz. Burada çok fazla yabancı görmek mümkün değil. Yollar kısmen bozuk olsa da dar ve sevimli yollar bisiklete binmeyi çok daha keyifli kılıyor bizim için. Burası tur asya denilen ve mekong nehrini takip eden bir bisiklet organizasyonunun yapıldığı rota. Geçtiğimiz yollardan çok fazla bisikletçinin de geçmiş olması gerek. Buna rağmen insanlar burada bizlere karşı çok daha fazla ilgililer.

Yolumuz üzerinde ki ilk büyük kent Muktahan oluyor. Buraya henüz öğle vakti varıyoruz. Kente girişte ilginç bir bina görüyorum. Bu bina iki katlı olmasına rağmen cephesinde ki beton güneşkırıcılar yüzünden 4-5 katlı bir binaya benziyor. Bina bana Türkiyede ki çirkin işhanlarını anımsatıyor. Kentte hiç yüksek bina olmadığından ve hatta günlerdir, haftalardır hiç yüksek bina görmediğimden bu aslında iki katlı olan bina bana şehirleri hatırlatıyor.

Binanın tam karşısında ki bakkalda buraya özgü bir kahve buluyoruz. Daha önce Kamboçyadan aldığımız Vietnam kahveleri vardı yanımızda fakat aradan geçen 2 hafta içinde kahvelerimizi bitirdik. İki kardeş kahve içmeyi seviyoruz. İkimizinde farlı zevkleri olabilir ama ikimiz de iyi kahveden anlıyoruz. Bizim için Vietnam kahvesi yeryüzünde ki en eşsiz lezzet. Burada özellikle bir şehir de yapılan kahvenin çikolota gibi bir aroması var ve içimi çok rahattır. Eğer içme şansınız olursa, dünyanın en değişik, eşsiz lezzetlerinden birisini tatmış olursunuz. Kamboçyada bulduğumuz kahveden yaklaşık 1,5kg kadar aldık ve 3 hafta boyunca yanımızda taşıdık. Bir bisiklet turunda 1,5kg kahve ile dolaşmış olduğumuzu düşününce bu kahvenin bizim için ne kadar da vazgeçilmez bir lezzet olduğunu anlayabilirsiniz. Elifle son vietnam kahvemizi de bitirmiş olduğumuzdan bu gün bu bakkalda bulduğumuz Thai kahvesi ile yolumuza devam edeceğiz. Alışverişten  sonra biraz markette oyalanıyor ve ardında ileride ki şehre kadar yetecek suyu bulmak için su makinesi aramaya başlıyoruz. Şehirde bir tur atmak bizi burada kalmaya ikna ediyor. Marketin olduğu yer, şehir merkezi ne yazık ki sevimsiz ama mekong sahili boyunca devam eden yollar, evler o kadar yeşil ki koca şehir bir milli park gibi. Karşısında Laos yeralan geniş bir okul bahçesini görünce bir turda burada atmak için içeri dalıyoruz. Burada şans eseri su buluyoruz ve günü erken bitirmeye ve burada kalmaya karar veriyoruz. Artık şehirde keyifle vakit geçirebiliriz, markete gidip kahvenin yanında yemek için bir şeyler alabiliriz ama ilk iş berbere gitmek oluyor. Ben saçlarımı budistler gibi kökünden kestiriyorum ama bu hiçte kolay olmuyor. Berberim ne yazık ki ingilizce bilmiyor ve bu yüzden de derdimi anlatmakta zorlanıyorum. Müşterilerden birisi ingilizce konuşuyor ama berbere nasıl tercüme ediyorsa kafamda ki saçlar bir türlü kısalmıyor. En sonunda 3 defa kısaltılan saçları tek seferde kökünden kestiriyorum. Kesim işi aslında 5 dk sürecekken derdimi anlatamamış olmamdan dolayı bir saat kadar sandalyede beklemek zorunda kalıyorum. İkinci aşama Elif’in saçlarını kestirmek oluyor. Elif’te çok büyük bir değişim olmasa da bende ki değişim büyük. Markete ikinci defa gidince insanların gülüşmelerinden bunu anlamam kolay. Hem saçlarımı kestirince kamboçya da ki o sinir bozucu berber deneyimimi aynaya her baktığımda hatırlamak zorunda değilim.

Ertesi gün yeni bir kente doğru dinlenmiş bir şekilde Renu Nakhon’a doğru akrep beslemek için devam ediyoruz. Öğle yemeği için sakin bir market buluyoruz. Bu gün şansımıza hava biraz sıcak ve insanlar kesinlikle güneşe çıkmak istemiyorlar. Markette gölgede ingilizce bilen bir Thai kadının hazırladığı yemeklerden yiyiyoruz. Kadın kocasını da bizimle tanıştırmak istiyor, kocası Avusturalyalı. Tanışıp güzel bir sohbet yapıyoruz. Kocası uzun bir süredir burada ve anlaşılan ingilizce konuşmayı özlemiş artık, bu yüzden de bir yabancının geldiğini duyunca sırf 5dk lık bir sohbet için kalkıp yanımıza kadar geliyor. Bu bölgede gördüğümüz, burada yaşayan bir kaç yabancı içinde durum aynıydı. Sebep saece ingilizce konuçmak değil anladığım kadarı ile. Burada uzun süre kalınca, Thai kültüründe bulunmayan şeyleri özlüyor insanlar. Burada ki kültür çok farklı çünkü. Gelip burada aylarca kalabilir ve hiç bir problem yaşamazsınız. Hiç bir şeyden şikayet etmezsiniz. Ama burada bir süre kalıdıktan sonra insanlar da bir şeylerden şikayet etme isteği oluşuyor. Avrupalı gibi olmak istiyorlar, tartışmak, eleştirmek istiyorlar.Çünkü Thai halkının burada ki yaşantısı bizimkinden çok farklı, burada insanların tartıştığı konular, ömen verdikleri değerler dünyanın bir çok ülkesindekinden farklı. Bu yüzdende burada bir süre yaşadıktan sonra insanların gelen yabancılar ile sohbet etme isteğini anlamak mümkün oluyor bizim için.

Yolumuza devam edip, Renu Nakhon kentine ulaşıyoruz. Burasının akşam marketi ve polis karakolu bizim gece iyice dinlenmemiz için elinden geleni yapacak gibi görünüyor. Akşam marketinden yemek için atıştırmalık bir şeyler alıp, karakolda kamp hazırlıklarına başlıyoruz. Bu sefer ki yerimiz göl kenarında çimlerin üzerinde oluyor. Yanda ki bir saçakta da sıcak su hazırlayabileceğimiz ve bilgisayarda bir şeyler izleyebileceğimiz bir saçak var. Biz hazırlıklarımızı tamamlamışken koşudan dönem genç bir polis yanımıza geliyor ve sohbete başlıyoruz. Kendisinin de bisikletçi olduğunu söylüyor. Genç polisin çok fazla spor yaptığını, hızlı ve çevik olduğunu anlamak kolay, ama ne var ki sohbetimiz kötü bir talihsizlik ile bitiyor. Polis bize bisikletini göstermek için eve kadar gidiyor. Bisikleti ve kazandıpı kupa ile geri dönüyor. Tam beraber fotoğraf çektireceğimiz esnada elinde ki kupayı düşürüp kırıyor. Bu yaşanan talihsizlik bize kendimizi kötü hissettiriyor. Bir süre tamir etmeye çalışsakta kırıldığı yeri onarmak biraz zor görünüyor. Polis arkadaşımız ise artık onarılmayacağına karar vermiş olsa gerek, vucudunu gösterip, bu sağlam ileride yeni bir kupa kazanırım diyor. Umarım kısa zamanda bir başka bisiklet yarışından, daha sağlam bir kupa ile geri döner.

Gecenin bütün aksilikleri bunlar olmuyor. Bazı insanlar bazı hayvanlara karşı hassastırlar. Mesela bazı insanlar sivrisinekler için çok daha lezzetlidirler. Elif’te bu insanlardan birisi sanırım, ama sadece sivrisinekler için değil. İki gün önce kamp kurduğumuz bir okulun bahçesinde gördüğüm ikinci büyük akrep elifin çadırına doğru gelmişti. Akrep siyah renkti ve daha yeni yağlanmış gibi pırıl pırıldı. Bir canlıdan çok yeni bakımı yapılmış siyah bir tabancaya benziyordu. Akrepten zarar görmeden kurtulmak kolay olmuştu. Fakat bu sefer bu kadar kolay kurtulamıyoruz akrepten. Elif çantasını omuzuna asıp gelirken bacağından bir şey sokuyor. Elif ışığa gidip ne olduğuna bakarken bende çantayı araştırıyorum. Ne yazık ki akrebi göremiyorum. Gece Elif akrep ile birlikte uyuyor ve iki defa daha sokuluyor ve ancak ondan sonra akrebi bulabiliyoruz. Neyse ki bu akrep ilk gördüklerimizden değil ve oldukça zararsız. Akrebi çadırdan attıktan sonra, bizimle birlikte kalan Thai aileye durumu anlatıyoruz. Onlar pek önemsemiyorlar, polise anlatıyoruz poliste pek önemsemiyor. Onlar için arı sokması gibi bir şey olsa gerek. Bizde biraz bekliyoruz, yola devam edebileceğimizi anlıyoruz ve devam ediyoruz.

Yolda kahvaltıdan sonra ufak bir zehirlenme yaşıyoruz. Burada ki ilk rahatsızlığımız oluyor bu. İlk önce Elif’te şiddetli bir baş ağrısı ardından da midesi bulanmaya başlıyor. Daha 30km yol yapmış olmamıza rağmen devam edemeyeceğimizi anlıyor ve bir lokanta da duruyoruz. Ben Elif’ bırakıp yakınlarda kalabileceğimiz yerlere bakmaya gidiyorum. Lokantada sabahtan içmeye başlamış olan bir polis bize yardım etmek için fazla istekli davranıyor ve yanımdan ayrılmıyor. Bir kaç yere baktıktan sonra polis karakolda da kalabileceğimiz söylüyor. Bu iyi niyetli teklife sevinsek de polis daha henüz öğlen olmasına rağmen ayakta duramayacak kadar çok içmiş ve çok gürültü yapıyor. O yüzden de ilk olarak polisten kurtulmamız gerek. Bu saatte bu kadar sarhoş olan birisinin akşama ne hale geleceğini düşünmek bile istemem. Polis bana arada kendi eşini ve Elifi gösterip onlar burada kalsın biz gidelim eğlenelim teklifinde bulunuyor. Yeni arkadaşım ile karaoke bara gitmek ve yeni kızlarla tanışmak güzel olsa da önce kalacak yeri ayarlamamız gerekiyor. Hemen yakında bir resort var oraya gidiyoruz. Polis karaoke bara yanlız gidiyor. Ben ise bilgisayarda bir şeyler yazıyorum. Elif akşam üzeri kendine geldiğinde de, bende zehirlenme belirtileri başlıyor. Benim durumum çok kötü değil ama şiddetli bir başağrısı ile uyumak ve dinlenmek zorundayım. Ertesi gün kalkıp tekrar aynı lokantaya gidiyoruz. Saat sabah 8, polisimiz gene orada ve sarhoş. Bu sefer dünkü zehirlenmiş, asık suratlarımızın yok, yerlerine güleni neşeli var. Yeni arkadaşlarımıza yardımları için teşekkür edip, uzun bir kahvaltının ardından ayrılıyoruz.

Ve kısa sürede Nakhom Phanom kentine varıyoruz. Burada bir kente vardığımızda bazen iki kente birden varmış oluyoruz. Mesela karşınızda mekong nehri boyunca uzanan ve Laosta bulunan Pakse, Savannaket gibi kentleri de görebiliyorsunuz. Nakhom Phanom içinde durum böyle. Yakınlarda, kentin 10km kadar kuzeyinde iki ülkeyi birbirine bağlayan köprülerden bir tanesi bulunuyor ve bu köprü Laos’un mekong kenarında yer alan büyük kentlerinden birisine ulaşıyor. Bu yüzden de Phanom’da nehir kenarında bisiklete binerken, karşıda ayrı bir kente bakmanız mümkün oluyor. Bana zaman zaman mekong’un bu durumu İstanbul boğazını hatırlatıyor. Mekong hem rengi hemde, bulunduğu doğası olarak çok farklı olsa da, zaman zaman Aynı istanbu boğazı gibi görünmeyi beceriyor, aynı genişlikte akıyor ve İstanbulun bundan 50yıl önceki hali gibi bir görüntü oluşturuyor.

Burada çok fazla kalmıyoruz, sadece öğle yemeğimizi yiyip biraz şehir turu atıyoruz ve ardından yola devam ediyoruz. Bu şehir bizim için fazla kalabalık olmuş. Bir sonra ki kente, Tha Uthen’e vardığımız da kalmak için güzel bir yer bulduğumuzu anlıyoruz. Burada ki polis karakolu şehir gürültüsünden uzakta ve mekong kenarında bulunuyor. Bizim kamp kurmaya karar verdiğimiz yer ise dev bir ağacın altında, nehrin dibinde ki, Laos manzarasına hakim bir saçak oluyor. Burada iki yeni arkadaş ediniyoruz. Bir tanesi bizi evlerinde kalmamız için davet ediyor fakat bulunduğumuz yerin manzarası o kadar keyifli ki burayı bırakıp bir eve girmek istemiyoruz. Ertesi gün burada bir gece daha kalmaya karar veriyoruz, günü geçirebileceğimiz ve biraz çalışabileceğimiz serin bir yer bulmaya çalışıyoruz. Şehirde ki tapınak tam aradığımız gibi bir yer oluyor. Tapınakta ki ağaçların dibinde yer alan masalara yerleşiyoruz, duşumuzu alıyoruz. Elif japonca çalışırken bende bilgisayarda bir şeyler yazıyorum. Burasının bir tane rahibi varmış. Biraz ingilizce bilen rahip bizim burada kalmamızı istiyor ve ileride saçakta bize uyuyacak yer gösteriyor. Rahip enteresan bir birikime sahipmiş futbol konusunda. Türk olduğumuzu öğrenince hemen Trabzon spor ve ardında Samsun Spor (!) diyor. Ertesi gün de Kayseri Spor maçı olacağını söylüyor. Söylediklerine çok şaşırsakta ertesi gün yağacak sağanak yağmur dolayısı ile bu kentte, tapınakta bir gün daha kalacağız ve rahibi daha yakından tanıma şansı bulacağız.

Advertisements

One thought on “Issan Mukdahan ve Nakhom Phanom Province

  1. Evrimciğim,bu yazıyı okumak çok zor geldi.Elif’in akrep tarafından sokulduğunu okuyunca,şok oldum.Neyseki tehlikeli değilmiş.Ama,düşünmek bile istemem böyle bir olayla tekrar karşılaşmanızı.Geçmiş olsun ikinizede.Daha dikkatli olmalısınız.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s