Khao Sa La, Surin

This slideshow requires JavaScript.

Nam Ken ve Nam Yen, Buz ve su. Gözlerini kapatırsın ve yalnızsındır, bir ormandasın bunu biliyorsun ama düşünmüyorsun ardından karanlıkta kayboluyorsun, sadece ormandaki sesleri duymaya başlıyorsun, çeşitli böcekleri ve etrafında dolaşan yaban domuzlarının çıkardıkları sesleri fark ediyorsun, o zamana kadar etrafını kaplayan orman, daha farklı görünmeye başlıyor sana, seni yönlendiriyor, şekillendiriyor. Önünde bir bardak buzlu su var ve sana yol gösteriyor, düşüncelerin, hislerin buzu ve suyu takip ediyor, ardıdan derinleşiyorsun, farklı bir boyuta geçiyorsun düşüncelerden uzaklaşıyorsun, geçmişi, geleceği unutuyorsun, sadece ana odaklanıyorsun, zaman kalmıyor, doğayı hissediyorsun, kendini hissediyorsun; Nam Ken ve Nam yen; kendini buzun ve suyun dönüşümüne bırakıyorsun. Yaklaşık bir saat süren meditasyonda olması gerek bunlar. Bulunduğumuz yer Khao Sala tepesi; dünyada meditasyon yapabileceğiniz en özel yerlerden birisi. Fakat meditasyon yapmayı ilk defa deneyen birisiysen tüm bu anlatılanlara ilaveten bir süre sonra uyuşmaya ve hissizleşmeye başlayan bacakları, ağrımaya başlayan eklemleri ve hep aynı pozisyonda durmanın sıkıcılığını eklemek gerek.

Buraya biz tesadüfen geliyoruz. Yolculuğumuz sırasında tanıştığımız insanlar bu tepeye gitmemiz konusuda bizi uyarıyorlar. Burası Kamboçya’ya sadece 6km mesafede ve surin bölgesinin en ünlü manzaralarından birini görebileğiniz bir konumda. Burada sabah sizi karşılayan manzara Tayland tanıtımlarında kullanılan görüntülerden birisidir. Bizde yoldan sadece 3km mesafede bulunan bu tepeye bakma kararı alıyoruz. Tepeye varınca şaşırtıcı bir kalabalık var ve hemen bizimle konuşmaya başlıyorlar. Bizim geceyi burada geçirmemizi ve ertesi günkü kutlamaya katılmamızı istiyorlar. Bize kalacak yer olarak gösterdikleri yer ise ancak sabah fark edeceğimiz o meşhur manzaranın göründüğü noktada ve tapınağın en güzel yeri.

Burası Taylandda Surin bölgesi için özel bir öneme sahip. Bu tepedeki tapınakta Surin bölgesinin baş rahibi yaşıyor. Anlattıklarına göre rahip zamanında buraya geldiği zaman bu tepede hiçbirşey yokmuş, Rahip burada kendi çabaları ile bir tapınak inşaa etmiş. Buradaki ormanlık araziye Kamboçyada ve Taylanddan insanlar kaçak ağaç kesmek için geliyorlarmış. Rahip bu ormanı korumaya başlamış ve ormanda kaçak ağaç kesimini engellemek için geceleri ormanda dolaşmaya başlamış. Bütün bu çabalarını gören devlet tüm orman arazisini rahibin korumasına vermiş ve böylece bütün orman tapınak arazisi haline gelmiş. O günden sonrada bu orman ve tapınak bir eğitim merkezi olmuş. Yani burası yeni rahiplerin meditasyon yapmayı öğrendikleri ve hizmet verecekleri tapınaklara gitmeden önce bir süre yaşadıkları yer ve bu orman aslında halka kapalı. Rahipler ormanın farklı yerlerindeki eğitim almak zorundalar ve geceleri tahminimden daha da ürkütücü olan ormanda Rahipler ufak çadır benzeri odalarda kalıyorlar ve bu odalar birbirlerinde 10-15m mesafe uzaklıktalar. Her eğitim merkezide birbirinden 5-6 km mesafede. Böylece geceleri ormanda tek başlarına kalan rahipler, ormanı dinlemek, yanlız kalmak ve buna alışmak zorundalar. Bu yanlızlık eğitimlerinin bir parçası. Böylece rahipler bu ormanda konsantre olmayı ve meditasyon yapmayı öğreniyorlar.

Bizim şansımız ise buradaki baş rahibin yani bu eğitimileri veren ve buraya ilk gelen rahibin doğum gününe denk gelmemiz. İşte bu yüzden 250’den fazla rahip ülkenin çeşitli yerlerinden buraya saygılarını göstermek için gelmişler ve kapıları halka kapalı olan orman sadece bu gün halka açılmış. Biz ve bir kaç kişi gece olunca ormanın derinlerinde rahiplerle birlikte yapılan bu meditasyona katılma şansını böylece yakalıyoruz ve de buzun ve suyun hikayesi, nam ken ve nam yen işte bu meditasyon anından aklımda kalan bir parça oluyor.

Şimdide katılmış olduğumuz bu inanılmaz meditasyona farklı bir gözle bakalım. Bu tür meditasyonlar bizim gibiler için çok büyük bir öneme sahip olmuştur. Eğer bizimki gibi meditasyondan uzak bir ülkenin vatandaşıysak, ya da herşeye özel bir anlam, tanrısal bir hava katmak isteyen Avrupa-ABD ortak yapımı bir düşünceye sahipsek, meditasyonda göreceğimiz her renk, duyacağımız her ses, yaşayacamız her olay, his, duygu büyük bir öneme sahip olacaktır. Meditasyon sonrasında hemen neler hissettiğimizi neler gördüğümüzü anlatacağız ve bunlar için bir açıklama isteyeceğiz. Aynı kahve falı bakar gibi her şeklin her rengin bir anlamını bulmaya çalışacağız. Buradaki budist rahiplerin filmlerdeki gibi meditasyon esnasında yerden yükseldiklerine inanmak isteyeceğiz ve meditasyonun bizi daha özel yapacağına inanacağız, meditasyon anından kendimizin özel olduğunu ispatlayacak deliller ile ayrılacağız.

Burada katılmış olduğumuz bu eşsiz meditasyonda durum biraz daha farklıydı. Buraya eğitim almak için gelen rahiplerin yanı sıra burada sadece yaz tatili boyunca eğitim alacak olan çok genç budist adaylarıda bulunuyor ve bu meditasyona rahiplerin ve genç rahip adaylarının sadece bir kısmı katıldılar. Genç olan ve gecenin geç bir saatinde ormanda bulunun genç rahip adaylarının büyük bir kısmı ise meditasyona katılmak yerine uyumayı tercih ettiler. Meditasyon sırasında ise genç rahip adayları şaka olsun diye osurdular ve gülme krizine girdiler, ki bu yaptıkları çok yaratıcı bir espri anlayışı gerektirmesede bence meditasyonu son derece komik bir hale getirdi. Benim meditasyon sırasındaki en büyük çabamda yaklaşık 20 defa osurup gülüşen bu genç rahipleri duymamaya çalışıp ormandaki böceklere konsantre olmaktı. Fakat tüm bunlar yaşanırken hiç bir rahip onları azarlamadı yada susturmaya çalışmadı, sadece meditasyonun sonlarına doğru birisi uyumaları için uyardı, hepsi bu. Bir saat süren meditasyon sonrasında gözlerimizi açıp tekrar dünyaya döndüğümüzde iki tane rahip adayı gencin uyuyup kalmış olduklarını, bizim gibi dünyaya dönebilmeleri için silkelenip uyandırılmaları gerektiğini fark ettik. Bunlardan birisi daha çok küçük olduğundan uyandırmak mümkün olmadı, öyle bıraktık. Bu meditasyonda yaşananlar size komik gelmiş olabilir. Benim için her şey normal görünüyor. 4-5 aydır budist topraklarda olduğumuzdan budizmin aslında nasil sisteme sahip olduğunu hissediyorum. En büyük fark tek tanrılı dinlerin yasaklar, Budizmin ise kurallar üzerine kurulmuş olması. Bu yüzden budizmde eğer birisi farklı bir şey yaparsa, kimse onu yargılamaz yada onu cezalandırmaya kalkmaz. Budizmde başkasının osurup osurmaması pek önemli değildir. İsteyen istediği zaman kuralları yerine getirebilir, o zamana kadar istediği gibi birisi olabilir. Kendisini budist rahip olarak hazır hissettiğinde ise görevini yerine getirmek için tüm kuralları yerine getirebilir.

Aslında bana göre bütün dinlerde tehlikeli bir nokta var; bir sabah kalkarsınız kendinizi iyi hissedersiniz. “ne güzel bir insanım, ne kadar iyiyim” dersiniz. Dininizin kurallarını yerine getirirsiniz. Tekrar “ne muhteşen bir insanım” dersiniz. Sonra diğer insanlara bakarsınız onların dininizin yasakladığı şeyleri yaptıklarını görürsünüz, onların günahlarını görürsünüz, onlara acırsınız ve onlar için üzüldüğünüzü fark edersiniz, gözyaşı dökersiniz ve tekrar “ne iyi bir insanım, onlar için üzülüyorum, ağlıyorum” dersiniz. Onları eğitmeye çalışırsınız, bazan ufak cezalar verirsiniz, istemeye istemeye onları cezalandırırsınız ve tekrar “ne iyi bir insanın, insanlara doğru yolu gösteriyorum” dersiniz ve “onlara hatalarını gösterirken bile onlar için üzülüyorum” dersiniz ve bu durum sırf onların iyiliği için onları yok edene kadar devam eder gider.

Eğer budist olmak istiyorsan şartlar basit. 3 kural var. Birincisini unuttum. İkincisi uymak zorunda olduğun 5 kuralı kapsıyor. Üçüncü ise en önemlisi dedikleri meditasyon yapmak. İkinci kuralda yer alan 5 madde ise şunlar: 1-yalan söyleme, 2-çalma, 3-öldürme, 4-alkol alma, 5-tek eşlilik. Yani basit bir kaç kurala uymak halk için yeterli. Rahip adayları 10 kurala, rahipler ise yaklaşık 250 kurala uymak zorundalar. Bunlardan en ilginç olanı ise rahiplerin sabah 11:30dan sonra yemek yememeleri. Rahipler sabah 4:30 gibi güne başlıyorlar, saat 06:00 gibi şehire gidip halktan yemek topluyorlar. Saat 09:00 gibi hep beraber yemek yiyorlar ve saat 11:30 dan sonra bir daha yemek yemiyorlar. Öğleden sonra sadece sıvı içecekler tüketmeleri serbest ve bunların içinde de alkollu olanlar ve süt içerenler yasak.

Bu bilgileri veren bir kaç kişi oldu. Bizim burada kaldığımız iki gün içerisinde halktan insanlar gelip bize budizm hakkında bilgi veriyorlardı. Son olarak tanıştığımız kişi ise bir transseksüel. Buraya gönüllü olarak gelmiş ve tapınakta 5 gün kadar kalacak, buradaki yaşantının bir parçası olacak. Hatta Som (ismi Som, Mandalina anlamına gelen bir kadın ismi) bir defa Türkiye’yede gelmiş, Universiyat, Üniversite olimpiyatlarında Tayland’ı temsil etmiş ve bir saat kadar süren bir dans gösterisi sunmuşlar ekip olarak. Ama ne yazık ki Türkiye’ye giriş esnasında bir kaç can sıkıcı olay yaşamış ve pasaport kontrolünde zorluk çıkarmışlar cinsel tercihi sebebiyle. Ülkemin üniversite olimpiyatları için davet ettiği ve Tayland’ı temsil edecek bir kişiye cinsel tercihi yüzünden zorluk çıkardığını duymak beni biraz utandırdı. Ama burada sorgusuz sualsiz ağarlanıyor olmanın rahatlığı ile kısa sürede anlattıklarını unutup sohbetimizi kaldığımız yerden devam edebiliyoruz.

Budizm için iki güzel durum var. Birincisini anlattım bile; osuran gençler. İkincisi ise burada 5 gün kalacak olan Som. İlk güzellik budizm için bir edep, adap zorunluluğunun olmaması. Mesela böylesine önemli bir meditasyon sırasında bir kaç kişi komik şakalar yaptı diye kimse rahatsız olmuyor, neşesini bozmuyor yada ‘edep yayu’ diye bağırmıyor. İkincisi ise budizmin herkes için olması. Buradaki ayinlere Transseksüeller rahatlıkla katılabiliyorlar, istedikleri kadar tapınaklarda kalabiliyorlar ve buradaki yaşantının bir parçası haline gelebiliyorlar. Sanırım tek tanrılı dinlerin bir çoğunda böyle bir durum mümkün değil. Fakat unutmamak gerek din ülkeyi, yaşayan insanlarıda şekillendiriyor. Mesela burada eğer farklı bir cinsel tercihe sahipseniz sadece tapınaklarda değil ülke genelinde belli bir saygı görebiliyorsunuz, transseksüelseniz istediğiniz işte çalışabiliyor ve hatta devlet sizi ülkenizi temsil(!) edin diye başka ülkelere yollayabiliyor. Bazı dinlerde ise kadın ile erkek olmak bile dini açıdan büyük bir fark teşkil edebiliyor. Bu durum insanların günlük yaşantılarınada yansıyor tabi. Eğer kadınsanız daha dikkatli olmanız gerekiyor; her işte çalışamıyorsunuz, namus uğruna öldürülebiliyorsunuz, üzerinizde devamlı bir baskı hissediyorsunuz, istediğiniz insanlarla görüşemiyorsunuz vs. Bence konuyu daha fazla uzatmaya gerek yok. Burada bitirelim.

Siz isterseniz bu tapınak ile ilgili internet sitesinden bilgi alabilirsiniz. “Wat Khao Sa La” şeklinde google da aratırsanız web sitesini bulabilirsiniz.

Sevgiler ve saygılar.

Advertisements

2 thoughts on “Khao Sa La, Surin

  1. Detayları çok güzel anlatmışsın.Gerçek anlamda hoşgörü ve demokjrasi bu olmalı. Bir travestinin ülkemizde karşılaştığı sorunları tahmin edebiliyorum.Tek tanrılı dinler hakkındaki görüşüne katılıyorum Evrimciğim.Budizm bir felsefe ve çok hoşgörülü.Pedallarınıza sağlık.Bu güzel düşünceleri üreten beyninize sağlık.Elifin fotografları her zaman olduğu gibi. Muhteşem.Yolunuz açık,rüzgarınız ve şansınız hep sizden yana olsun.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s